Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:1 Yıl: Ağustos 2009 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:1 Yıl: Ağustos 2009
İyi okumak; idrak ederek okumak temelde dünyaya karşı bir tavır alıştır; hem seçim yapmak hem de muhalefet anlamına gelir. Okumanın verdiği sorumlulukla hareket etmeye başlayan insan, ruhun metafizik ayaklanması omzundaki yükle dış dünyasını iç dünyasıyla imar etmeye başlar. İsyanını her nefes alış verişinde, gökyüzüne her baktığında, varoluşunu tefekkür ettiği her anda ortaya koymak ister. Nurettin Topçu’nun ifadesiyle âdem’in “âdem” olma noktasında secde edişinin hikmeti, hakikati tanıma tutkusunun fitilini ateşleyen bir anlayış ve düşünüş biçimindedir.
Nefesimi tutup suyun altına girerek cümleler oluşturuyoruz. Oluşturduğumuz her cümlenin, kullandığımız her kelimenin varlığa bir lütuf olduğunu hesap ederek okumanın bizlere verdiği özgürlüğü doyasıya yaşıyoruz. Oğuz Atay “Hayat, düşünceleri tutan bir hapishanedir” diyor. Düşüncelerimizi tutmadan, nefesimi tutup suyun altına girerek düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Düşünmek, hayatımızı karmaşık hale getirse de, iç dünyamızda yaptığımız yolculuğun tadını bir başka yolculukta ya da harekette alamadığımız için, gittikçe daha fazla okuyoruz. Ve yazarken de gittikçe daha çok duruyoruz kelimelerin üstünde. Ünlü İspanyol filozof Migual de Unomuno “Başka yazarların neden bazı sözcükleri italik yazdığını anlayamıyorum. Sanırım o sözcüğe dikkat çekip önem artırmak istiyorlar. Hâlbuki benim yazdığım her sözcük zaten önemlidir” derken, kelimelerin üzerinde titremeyi, her kelimenin aslında bir dünya inşa etmeye muktedir olduğunu ifade ediyordu belki de.
İlk sayımızda varoluşçuluğun doruk noktasına tırmanmaya çalışan Jean Paul Sartre’nin bir sözünü kapağımıza taşıdık: “Varolmak susamadan içmek gibi bir şeydir.” Susamadan içtiğini fark edebilenler, çamurdan kuş yapıp üflemeye başladıklarında, kâinatın sırlarına ortak olurlar; Baudrillard’ın tanımıyla kusursuz cinayet işlemiş olurlar.
Hakikat yolculuğunda devrilmeden yol alabilmemiz, kendimizi hakikate konumlandırarak yeniden yüreğimizi fethedebilmemiz, Haydar Ergülen’in mısrasıyla aşka gidecek bisikleti keşfedebilmemiz için, güneşin doğuşuna yeniden tanık olma saatinde daha uzun soluklu bir okuma eylemine başlamış bulunuyoruz. Kaybedeceksek görkemli kaybedecek bir soluğun izinde, inancımızla okuma eylemini birleştirerek savaşmadan fethetmeye hazırız.

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:86 Aralık 2016 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:86 Aralık 2016
Cemil Meriç 100 Yaşında!
Gözleri kitaplarıydı. Onunla görüyordu
 
Toplumun gözleriydi Cemil Meriç. Gözlerini yitirmesine karşın  pek çok insanın göremediği, görmediği şeyleri gördü. Aydın olmanın anlamını ve sorumluluğunu tartışıp durdu. O gözlerini fakat toplum muhakemeyi yitirmişti. Cemil Meriç aklıyla görüyor, toplum gözleri açık bakıyor ama görmüyordu.
 
Gözleri kitaplarıydı. Onunla görüyordu. Şöyle diyor Cemil Meriç: “Evet kitap da, kültür de bütün sevgililer gibi kıskanç, koparıyor insanı, realiteden koparıyor. Ama asıl realite onlar değil mi? Yahut realitenin kalan parçası. Her okuyan Don Kişot’laşır, yani gurur olur, feragat olur. Don Kişot istikbale taşan mazi. Hattâ bazen tek başına hak ve hakikat. İnsanların zincire vurulmasına tahammülü yok. Don Kişot kanatlı, kertenkelelere gülünç gözükmesi bundan… Uluların hepsi fildişi kulede yaşadı. Fildişi kule, tufandan kurtulmak isteyenler için bir gemi… Zaman zaman kalabalıklara karışsan bile, limandan uzaklaşma… Kalabalık kadırgalı bir umman.”
12 Aralık 2016 Türkiye’nin en önemli, en kıymetli düşünürlerinden Cemil Meriç’in doğumunun yüzüncü yılı: kutlu olsun! Bu vesileyle üstadın kızı, sekreteri ve talebesi Profesör Ümit Meriç Hanımla oldukça etkileyici bir söyleşi gerçekleştirdik.
Keyifli Okumalar
 

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:62 Aralık 2014 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:62 Aralık 2014
Aylık Kitap Dergisi Ayraç’ın 62. sayısı, “Modernizmi Sanatla Düşünmek” sayısı çıktı. Eleştirel olarak “Modernleşme Kuramı”nı ele alan Ayraç yazarları, 1700’lü yıllardan itibaren anlatılmaya başlanan modernleşme hikâyesini analiz ediyor.

Ayraç ekibi olarak zevkle okuyacağınızı düşündüğümüz bir dosyayla karşınızdayız: Modernleşme Kuramı. Kökleri Aydınlama Dönemine kadar giden, Saint Simon’un “toplumsal mühendislik” anlayışından beslenen, Auguste Comte’un düzen ve ilerleme biçiminde formüle ettiği ilerleme düşüncesinin 1950’lerde bir kuram haline dönüştürülmüş biçimi olan Modernleşme Kuramı, geleneksel, azgelişmiş, doğu toplumları ile ileri, gelişmiş, merkez kapitalist ve batı toplumları arasında kesin bir ayrım yapar. Bu ayrıma göre Modernleşme Kuramı, ilerleme düşüncesinin ürünüdür ve ilerlemeye inanır. İkinci olarak, toplumsal dönüşümün öncelikle siyasal alanda gerçekleştiğine inanır. Son olarak toplumsal dönüşümün aktörleri olarak elitleri görür ve ülkeleri ayrı ayrı analiz eder.

Modernleşme kuramının bir üst paragrafta anlattığımız tanımını bir yere koyalım. Şimdi gerçekten bu kuramın ne olup olmadığını açıklayalım. Modernleşme kuramı, Avrupa’nın ekonomik olarak az gelişmiş ülkelere bir tür dayatmadır, şöyle ki; merdivenin en tepesinde gelişmiş ülkeleri görürüz tüm gösterişleriyle. En aşağıdaki basamakta ise malumunuz gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkeler vardır ve tepeye hayran gözlerle bakarlar. Yukarıdakiler aşağıdakileri kendi yanlarına çağırır. Fakat gelebilmeleri için bazı şartları yerine getirmeleri gerekmektedir; geleneklerinden, kalıplaşmış düşüncelerinden feragat etmeleri… İşte modernleşme kuramının tek derdi, kalıplardan sıyrılıp, yenilikçi, devingen, aktif, girişimci düşünceyi benimsemek ve kadercilikten uzaklaşmaktır. Bunların yanında teknoloji en üst düzeyde olmalı, kitle iletişim araçları insanları motive edici ve eğitici yayınlar yapmalıdır.

Kuram hiçbir çözüm üretmez. Çünkü geleneklerden, yılların birikim ve değerlerinden sıyrılmak ütopik bir düşünce olur. Hele ki işsizlik, açlık gibi çok daha temel ihtiyaçlarını karşılamayı düşünen insanların olduğu bunca ülkenin modernleşme çabası içine girmesi beklenemez değil mi? Kimse beklemedi de zaten. Bu yüzden olsa gerek, defalarca yanlışlanmıştır. Sadece teorik anlamda değil, pratik ve somut düzlemde de kuramın ayakta kalamayacağı tekrar tekrar deneyimlenmiştir. Biz bu sayımızda kuramı anlamaya ve etrafında olup bitenlere odaklanıyoruz.

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:88 Şubat 2017 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:88 Şubat 2017
Siyah Öfke: Malcolm X
Baptist bir papazın oğlu sekiz çocuklu fakir bir ailenin ferdi olarak 1925 yılında  dünyaya geldi
 Malcolm’un dört amcası gibi babası da beyaz ırkçısı Ku Klux Klan çetesi  tarafından katledildi.  Babasını küçük yaşta kaybetmesinin hemen akabinde annesi de  psikolojik  tedavi için akıl hastanesine yatırıldı.  Ağır travmatik şartlar içinde  ezilen, aşağılanan, şiddet gören bir “zenci” olarak beyaz adama karşı kin ve nefret duyguları içinde büyüdü. Tüm siyahi çocukların ortak yazgısı gibi çocukluk ve gençlik yılları sokaklarda ve eğitimsiz geçti. Bir süre ıslahevinde de kalan Malcolm, gençlik yıllarında bir çok suça karıştı. Artık o, Harlem’in arka sokaklarında her türlü gayrimeşru davranışın baş aktörlerindendi.
İlk gençlik yıllarında kirli işlere bulaşması sonucu hırsızlık suçuyla hapse atılması aslında onun hayatının bir dönüm noktasıydı. İslam’la ilk kez burada tanıştı
Tanıştığı din ırkçı siyahi lider Elijah Muhammed’in Nasyonalist İslam yorumuydu. 1952 yılında hapisten çıkınca kendisini davasına adayan bu genç adam Malcolm Lidır olan ismini davasının isimsiz bir hizmetkârı olarak Malcolm X şeklinde değiştirdi.
1963 yılında Elijah’la yollarını tamamen ayırdı. Ve 1964 yılında Hac görevini yerine getirmek üzere Mekke’ye gitti. Malcolm X’in hayatındaki ikinci ve en büyük dönüm noktası Mekke ve İslam ülkelerine yaptığı seyahatler oluştu. Bu seyahatler, hem İslam hakkındaki, hem de beyazlar hakkındaki düşüncelerini kökten değişimesine neden oldu. Malcolm X, “Artık bütün beyazların şeytan olduğunu düşünmediğinizi açık kalplilikle öğrenebilir miyiz?” şeklindeki soruya şu cevabı verir: “Doğrudur efendim! Mekke’ye yaptığım seyahat, gözlerimi açtı. Artık ırkçılığa iltifat etmiyorum. Bu konulardaki düşüncelerimi düzeltmiş bulunuyorum ve artık beyazların da insan olduklarına inanıyorum…
21 Şubat 1965 yılında verdiği bir konferans esnasında katledildi.  Siyahi hareketin tarihteki en etkili Afroamerikan liderlerlerinden birisi olarak bilinir.  Ölümünün 52. yılında okuyucularımıza Ayraç Dergisi olarak kısa bir Malcolm X dosyası hazırladık.
Malcolm X : “İnsanlar Bir Adamın Bütün Hayatının Bir Tek Kitapla Değişebileceğinin Farkında Değiller.”

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:70 Ağustos 2015 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:70 Ağustos 2015
Okurlarımıza 70. kez merhaba demenin kıvancı ve mutluluğu içindeyiz.
Ayraç dergisi yakın bir zamanda birçok değişikliğe gitti. Önce kurumsal anlamda yeni bir çatının altında devam etti yolculuğa. Bütün yayıncıların ortak çilesi olan dağıtım konusunda çok ciddi bir iyileşme süreci yaşadı. Sonra editörleri değişti. Yazar kadrosu da hem değişti hem çeşitlendi. Mizanpaj ve diğer teknik konularda da fark edilir bir yenilenme hâlinde. 
Yeni yayın dönemine erken girdiğimizi söyleyebiliriz. Ayraç dergisi artık okurla daha yakından ilişki kuracak, kitap ve yayınevi çeşitliliğiyle okuruna zengin bir içerik sunacak. Yalnızca kitap tahlil yazıları değil kitap dünyasına dair haberler, röportajlar, yayınevlerinin mutfağına ışık tutan yazılar, biyografiler de yar alacak.   
“Şiirin Gündemi”, “Kurmaca Gündemi” ve “Editörün Masasındakiler” okurdan olumlu not aldı. Çocuk edebiyatı sayfalarımız çocuklar ve anne babalar için önemli bir kaynak olmaya devam ediyor.  
70. sayımızda, İhsan Oktay Anar’ın “Kitab-ül Hiyel” adlı kitabını analiz eden Onur Ramazan’ın “Postmodern açıdan Kitab-ül Hiyel” isimli çalışmasını siz değerli okurlarımıza ek olarak hediye ediyoruz. 
İyi okumalar. 

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:15 Yıl: Ocak 2011 Kitap İndir

Ayraç Aylık Kitap Tahlili ve Eleştiri Dergisi Sayı:15 Yıl: Ocak 2011
Ayraç editörleri olarak bu sayıda arkamıza yaslandık ve bekledik. Birkaç ay evvelinden siparişini verdiğimiz ve dört gözle beklediğimiz şiir dosyamız nihayet 15. sayıda yayımlanıyor. Tiyatro ve felsefe üzerine yazdığı önemli makalelerden tanıdığınız Ahmet Bozkurt, “Türk Şiiri için Kavşak Noktaları” başlıklı bir şiir dosyasını hazırladı bu ay. Türk şiirinin geçirdiği evreleri, bugün geldiği noktayı ve tartışılması gereken önemli yanlarını anlatıyor dosya genel olarak. Hemen girişinde, dosyayla aynı adı taşıyan bir “sunuş” yazısı okuyacaksınız. Gerekçeleri orada görebilirsiniz. Dosya yazarlarımız: Ömer Aksay, Hilal Karahan, Ahmet Sarı, Asuman Susam, Ahmet Bozkurt, Ersun Çıplak, Selçuk Küpçük, İsa Karaaslan, Mehmet Akif Ertaş, Hakan İsmail Şiriner ve Hüseyin Pala. Bundan sonraki sayılarımızda da yazarlarımız tarafından hazırlanan önemli dosyalarla karşınızda olabilmeyi umuyoruz…

Bu sayımızda iki söyleşimiz ile karşınızdayız. Ali Utku’nun hazırlamış olduğu Austin Texas Üniversitesi Ortadoğu İncelemeleri emekli kütüphanecisi Abazar Sepehri’yle söyleşisini merakla okuyacaksınız. İkinci söyleşimiz Al Baraka Kurumsal Kredileri Müdürü Hüseyin Tunç’un son kitabı “Katılım Bankacılığı” üzerine… Ülkemizde hakkında araştırma yapılmayan ama çok konuşulan bir mesele olan “Faizsiz Bankacılık”ı enine boyuna konuştuk.
Çocuk edebiyatı üzerine araştırmalar yapan ve Bilim Sanat Vakfı’nda dersler veren Melike Günyüz, ilk yazısıyla bu sayımızda sizlerle. Abdullah Yavuz Altun sanat manifestoları üzerine, Yunus Emre Tozal yazar-okur-eleştirmen bağlamı üzerinden “Edebiyat Nedir?” sorusu üzerine, Mehmet E. Şimşek’in Rousseau üzerine yazdı.