Keşkül Sayı:41 Lokma Kitap İndir

Keşkül Sayı:41 Lokma
“MUHABBET ADAMI DA PİŞİRİR YEMEĞİ DE”
 “TASAVVUFTA LOKMA” KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 41. SAYISINDA
 Dervişlik mesleğinde olanların yanı sıra asırlarca fakir fukaranın, kimsesizlerin, maddî manevî müşkülü ve psikolojik problemleri bulunanların sığınağı olan tekkeler, her sosyal statüden insanın muhabbetle edeb tahsil ettiği mekânlar olmuş, kurulan bereketli sofralarda yenilen lokmalarla doyan insanlar, yine bu emsalsiz mekânlarda kurulan irfan sofralarından nasibdar olmuştur.
Yemeğin insan maneviyatına doğrudan tesîri vardır. Zira Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; “Cömert kişinin yemeğini yiyebildiğiniz kadar yiyin, size şifadır; cimrinin yemeğini yemeyin, elinden bir su dahi içmeyin, size zehirdir.” buyurmuştur. Bu yüzden dervişler, nasıl kazanıldığını, kimin eliyle, nasıl pişirildiğini bilmedikleri çarşı yemeğini mümkün mertebe yemezler. Meşâyih, mutfağa getirilmeden evvel sebzelere, kurban tığlanmadan evvel hayvanâta abdest aldırır. Bu nimetler, bir adım sonra insana mülâki olacak, hayatiyeti kaybolacak lakin insanda vücûd bulacak, ibadete kuvvet olacak, insanın secdesiyle secde edecektir.
Bu manevî tesîri bi-hakkın idrak etmiş olan Osmanlı sultânları, devlet adamları ve vâlide sultanlar da sünnet-i seniyyeye bağlılıklarıyla yemek yedirmeyi vazîfe addetmişler, kurdukları imârethâneler, bu düşünce ve hayat tarzının timsali olmuştur. 
Keşkül Dergisi 41. sayısını ‘Tasavvufta Lokma’ konusuna ayırdı. Helâl lokmanın ehemmiyetinden yiyip içmenin ölçüsüne; tekkelerde yemeği pişirme edebinden, sofra âdâbına; Osmanlı saray mutfağından imârethânelere; Tıbb-ı Nebevî’de yeme içme bahsinden, sûfî tıbbındaki yansımalarına; günümüzde yaşanan gıda teröründen sağlığa, çaya, kahveye, sigaraya ve daha pek çok konuya dâir şevk ve iştiyakla okunacak bir sayıyla daha huzurlarınızda…
Prof. Dr. Süleyman Uludağ, “Helâl Lokma Helâl Gıda”, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, “Osmanlı Saray Mutfağı ve Medeniyet”, Prof. Dr. Hülya Küçük, “Sûfî Tıbbında Yemek: Yiyeceklerdeki Dert ve Devâ”, Kemal Sâil, “Dervişlerin Sofra Edebi ve Tekke Yemek Kültürü”, Yüce Gümüş, “Tekke Mûsıkîsinde Hamdiyye” başlıklı makaleleriyle 41. sayının yazarları arasında. Daha pek çok kalem erbâbının yer aldığı Keşkül Dergisi, özel fotoğrafları, ecdâd yâdigârı belgeleri, yazma eserleri, hat ve minyatürleri ile medeniyetin yeniden ihyâsında mühim bir kilometre taşı âdetâ.

Keşkül Sayı:36 / İstanbul Sırrı Kitap İndir

Keşkül Sayı:36 / İstanbul Sırrı
İslâm medeniyetinin Osmanlı’da tecelli ettiği, görünür olduğu şehirdir İstanbul. Bu sebepledir ki İslâm coğrafyasında en çok câmi, mescid, tekke ve zâviyenin bulunduğu beldedir. Medeniyetin bu Osmanlı yorumunda maya âdetâ ‘aşk’tır ve Kostantinopol o maya ile yeniden yoğrulup İslâmbol olmuştur. Başta Eyüp’te Mihmândâr-ı Resûlullah Hz. Hâlid ebâ Eyyûb el-Ensârî ve Fatih’te yine Efendimiz (s.a.s.)’in “Ne güzel kumandandır.” diye müjdelediği Fatih Sultan Mehmed Han birer alemdir. Neredeyse her semtte, hatta her sokakta velîler makam tutmuş, kırka yakın pîr bu belde-i tayyibenin muhafızı olmuştur. Onun içindir ki, sokağında, caddesinde Fatiha’sız dolaşılmaz. Onun içindir ki İstanbul Dersaadet’tir, Âsitâne’dir. Bu Âsitâne’de yaşamak ise sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. Keşkül Dergisi, üzerine düşen bu sorumluluğun bilinciyle 36. sayısını, İstanbul’a, fetihten sonra İstanbul’u nakış nakış işleyen pîrlere, onların yetiştirdiği insan-ı kâmillere ve halkı irşad ettikleri tekkelere, ulu mabedlere ayırdı. Süleyman Uludağ ‘Tarihsel Süreçte Tasavvufun Dili ve Gösterdiği Çeşitlilik’ başlıklı yazısında pîrlerin, velîlerin kullandıkları dilin farklılığından bahsederken bu farklılıktaki tevhîdi, Kur’ân ve sünnet çatısı altında cem oluşu gözler önüne seriyor. Burhanettin Kapusuzoğlu bizi medeniyet ufkunda bir özge temaşaya davet ediyor. Yrd. Doç. Dr. Fahri Maden, İstanbul’un kültürel hayatında Bektâşiyye’nin yerine temas ederken, Ali Tunç yeni bir medeniyet hamlesinin binaların inşa’ıyla değil kâmil insanlarla yapılabileceğini vurguluyor. Yrd. Doç. Dr. Ümran Ay, menkıbevî mesnevîlerdeki İstanbul’u güzel üslûbuyla dikkatlerimize verirken, Kemal Sâil, İstanbul’un gizli hazînelerinden bir velîyi, Hasîrîzâde Tekkesi’ndeki Mesnevî-i Ma’nevî derslerini 26 yılda tamamlayan Sa’dî Şeyhi, Reisü’l-Meşâyih Muhammed Elîf Efendi’nin hayatından kesitler sunuyor. Yasemin Filiz bir manastırın Sünbül Efendi Camii ve Dergâhı’na efsûnlu dönüşümünü anlatıyor. Keşkül Dergisi’nin bu 36. sayısında, daha pek çok kıymetli yazının yanında biri Tosun Bekir Bayraktaroğlu ile biri de Prof. Dr. Sa’deddîn Ökten ile yapılmış iki de röportaj bulunuyor. Keşkül, her zaman olduğu gibi eşsiz hüsn-i hat, minyatür, resim ve fotoğraflarla ziynetlenmiş bir sayıyla daha okuyucularının karşısında olmanın bahtiyarlığını yaşıyor.

Keşkül Sayı:7 / Sema Kitap İndir

Keşkül Sayı:7 / Sema
Süleyman Uludağ: Erken Dönem Sufilerinde Sema
Ekrem Demirli: İbn Arabi ve Sema
Safi Arpaguş: Mevlana’nın Eserlerinde Sema İmgesi
Semih Ceyhan: Bir Mukabele Üç Devir: Mevlevi Yolu
Sezai Küçük: Mevlana ve Sema
Mustafa Özçelik: Horasan İllerinden Gelen Yolcu
Suad el-Hakim: Velayet Yolu
Ercan Alkan: Hasan Kamil Yılmaz: Tasavvufun Temel Amacı Hulk-ı Haseni Elde Etmektir
Mehmet Fatih: Erenlerin Sohbeti
Hayat Nur Artıran: Hz. Mevlana’ya Adanmış Bir Ömür: Şefik Can
Ömür Ceylan: Noktanın Sırrı
Ö. Tuğrul İnançer: Edeb Ya Hu
Nuri Özcan: Türk Dini Musikisi Şaheserleri Mevlevi Ayinleri
İbrahim Mehmetoğlu: Altıncı Mektup
Mustafa Aşkar: Mevlana Celaleddin Rumi’nin İnsan Anlayışı
Mehmet Demirci: Burhan
Sema Devir: Diyecek Kadar Yürekli Değilim

Keşkül Sayı:24 / Selâm Kitap İndir

Keşkül Sayı:24 / Selâm
24. sayısını medeniyetimizin en temel kavramlarından biri olan “Selâm” konusuna ayıran Keşkül dergisi okurlarına yepyeni bir sayıyla merhaba diyor. Bu sayıda Prof. Dr. Süleyman Uludağ; İslam’da ve sufilikte selâm ve salavâtı, Hüseyin Top Mevlevî mukabelesinden selamın önemini, Hayati İnanç ve Emrah Gökçe divan edebiyatındaki selâm beyitlerini, Dursun Gürlek selam anekdotlarını, Prof. Dr. Ali Akpınar; selamın ruhunu anlatıyor. Ali Bulaç’la yapılan bir röportajın yer aldığı dergi, Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Dilaver Selvi, Kemal Sayar gibi saygın kalemlerle zenginleşen içeriği ve görselliğiyle dikkat çekiyor.

Keşkül Sayı:22 / Bektâşiyye Kitap İndir

Keşkül Sayı:22 / Bektâşiyye
Keşkül Dergisi, 22. sayısında sayfalarını Tarîk-i Nazenîn’e, ‘Bektâşiyye’ye ayırdı. Her sayıda olduğu gibi bu sayıda da zengin içeriği ve görselliğiyle öne çıkan dergi, konuları ele alış ve işleyiş biçimiyle de fark ediliyor.

Hacı Bektâş Velî Hazretleri’ni, efsanevî bir şahsiyetmiş gibi anlatmak yerine, onun büyük bir velî oluşuna vurgu yapılması bunun en büyük göstergesi. Ve hep İslâm’dan uzakmış gibi anlatılagelen Bektâşiyye; meşâyihi, müntesibleri ve onların verdikleri eserler üzerinden etraflıca işleniyor. 13. yy’da filizlendiği coğrafyadan başlayarak Anadolu’dan Balkanlara ve Mısır’a tarîkatın geçirdiği tarihî süreç gözler önüne seriliyor.

Dr. Hayati Bice, Hacı Bektâş Velî-Ahmed Yesevî ilişkisini irdelediği yazısı “Efsane mi Yoksa Gerçek mi?” sorusuna cevap veriyor. Prof. Dr. Osman Eğri; “Bektâşî Dervişi: Yetmiş İki Millete Devlet Olmaktır İşi” derken Bektâşî dervişini tasvir ediyor. Prof. Dr. Mehmet Akkuş, Hacı Bektaş Velî Hazretleri’nin halîfelerinden Abdal Musa Hazretleri’ni anlatırken Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tatcı da Abdal Musa Hazretleri’nin halîfesi Kaygusuz Abdal’ı “Bektâşî Dervişi Bir Yörük Beyi” başlığı altında okuyucuyla buluşturuyor.

Hünkâr’ın kayıp eseri Fâtiha Tefsiri’ni bizzat kendisi bulan Doç. Dr. Hüseyin Özcan, bu eseri dikkat nazarlarınıza sunuyor. Prof. Dr. Ahmet Taşğın, 19. yy’daki bir Bektâşî büyüğünü, Mehmed Ali Hilmi Dedebaba’yı anlatıyor.

Prof. Dr. Bilal Kemikli, fikrî ve tarihî zeminden kopardığımızı söylediği Pîr Sultan Abdal hakkında yazdı. “Bu Dünyada Benim Gönül Verdiğim” başlıklı yazısında onu niçin anlayamadığımızı irdeliyor. Sadık Yalsızuçanlar’ın Bektâşî yolunun müntesiblerinden, Şair Edip Harâbî’yi ve Dîvânçe-i Hû’sunu resmettiği yazısı ve Yrd. Doç. Dr. Rıza Yıldırım’ın Bektâşî tasavvuf anlayışının gelişmesinde rol oynamış üç şahsiyetin nefesleri üzerinden Bektâşilikte vahdet ve insan telakkisini ele aldığı yazısı Bektâşîlik üzerine derin anlamlar içeriyor.

Mehmed Akif Köseoğlu Babagân Bektaşiliği ve 20. yy’daki son temsilcilerini anlatırken kendisi de bir Bektâşî dervişi olan Amerikalı Arnavut asıllı Hüseyin Abiva Balkanlar’da Bektâşîliği kendi din, tarîkat algısı ve siyasî görüşleri bağlamında ele alıyor.

Daha pek çok kıymetli yazının bulunduğu dergide, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doç. Dr. İlyas Üzüm ile gerçekleştirilen röportaj; “Hacı Bektâş Velî kimdir?” sorusuna cevap verirken Hünkâr’ın eserleri, Bektâşiyye’nin teşekkülü, Balım Sultan, Alevîlik ve Bektâşîlik ayrımı, bu iki kavram üzerine yapılmaya çalışılan inşa çabaları gibi pek çok konuda zihinlerdeki birçok soruya da cevap niteliği taşıyor.

Keşkül Sayı:42 Devlet Kitap İndir

Keşkül Sayı:42 Devlet
“DEVLETİMİZ ADL İLE TÂ KIYAMET PÂYİDAR OLSUN”
KEŞKÜL DERGİSİ’NİN 42. SAYISI: ‘DEVLET’
Kadîm medeniyetimizde devlete itaat etmek, Allah’a itaat etmek gibidir. Âlemin merkezindeki sultân, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. Mensubu bulunduğu milletin mücessem hali olan sultân, Allah Teâlâ’nın emirlerini uygular. Ve din, devlet ve millet üçlüsü birbirinin tamamlayıcısıdır.
Ecdâdımız için ideal devlet adamı Fahr-i Kâinât Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve onun râşid halîfeleridir. Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz’in bir devlet başkanı olarak uygulama ve amelleri bu husustaki sünnetleri oluşturur ve her Müslümanın devletle olan münâsebetini belirler. İbn Haldun; “Devlet sünneti yaşatır ve sünnetle yaşar.” der.
Mesele adâleti kâim kılmaktır, bu sebeple siyaset düşüncemiz adâlet fikri üzerinde yükselmiş, siyâsetnâmeler bu minval üzere kaleme alınmıştır.
“Hükümdar ceseddir, onun ruhu adl’dir. Her ne vakit adl olmazsa mülk harab olur.” diyen İbnü’l-Arabî Hazretleri gibi pek çok sûfî, ideal devlet tasavvurunu ortaya koyan eserler kaleme almışlardır. Tasavvufu dışarıda bırakan bir anlayışla ceddimizin devlet geleneğini ve siyaset düşüncesini anlamak mümkün değildir zira kurucu güç tasavvuftur. Sûfîlerin devletle münasebetleri ise bir padişah şeyh ilişkisinden ibaret olmadığı gibi, menfaat devşirmek niyetli bir ilişki hiç değildir. Devlet adamlarına yakınlığı sebebiyle eleştirilerin hedefi olan Halvetî ricalinden Nûreddînzâde Muslihuddîn Hazretleri’ne yine Halvetî ricâlinden Seyyid Seyfullah Hazretleri’nin söylediği şu sözler bunun en açık delilidir: “Nasihatlarınızla bu denlü vüzerâ ve ümerâ gönüllerini ıslah ediyor ve onlara Cenâb-ı Hakk’a varan yolu gösteriyorsunuz, bu dahi ibadettir.”
 
Keşkül dergisi, 42. sayısında ecdâdımızın devlet tasavvurunu, siyaset düşüncesini, tasavvufun bu tasavvur ve düşüncenin oluşumundaki etkisini ve devlet tekke münasebetlerini işlerken gelenekten bağımsız bir İslâmî devlet anlayışının derde çare olamayacağını da gözler önüne seriyor. “Bu çağda İslâmî devlet mümkün müdür?”, “İyi bir devlet adamı nasıl olur?”, “Siyasetçi nasıl olur?” sorularına cevaplar aranırken, tarih boyunca tasavvufî hareketmiş gibi algılanan siyâsî hareketler de dikkat nazarlara veriliyor
 
Keşkül‘ün 42. sayısının yazarları ve konu başlıklarından bazıları ise şöyle: Prof. Dr. Recep Şentürk, “Devlet nedir? Piramit mi dâire mi?”; Doç. Dr. Fatih M. Şeker; “Osmanlı siyaset düşüncesinin kaynakları”; Yrd. Doç. Dr. Özkan Öztürk; “Vahdet nazarından siyaset ve sultân”, Kemal Sâil, “Şehîd bir ‘şeyhülislâm’ın portresi: Seyyid Feyzullah Efendi”; Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, “Şevketli ve izzetli bir devletin iki müessisi:  Şeyh Edebalı ve mürîdi Osman Gâzi”…

Keşkül Sayı:28 / Rifâiyye Kitap İndir

Keşkül Sayı:28 / Rifâiyye
Sultanü’l-Evliya Ahmed Er-Rifai
Varisü’l- Evliya Ahmed Er-Rifai
Fahr-i Kâinât Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in nurlu soyundan gelen Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’nin Irak’ın Vâsıt şehrinde XII. yy’da tesis ettiği Rifâiyye yolu; zaman içinde başta Orta Doğu olmak üzere dünyanın dört bir tarafına ulaşırken, XIII. yy gibi erken bir tarihte Anadolu’da; Kayseri, Samsun güzergâhını takip ederek bu coğrafyayı mayalayan ilk tarîkatlardan biri olmuştur.
Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin, hacdayken birçok insanın şehâdetiyle Efendimiz (s.a.s.)’in bizzat elini öpmüş olduğu bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki, hemen hemen bütün tarîkler, ayrıca Rifâiyye tarîkiyle teberrüken bir alâka kurmuşlar ve böylece Efendimiz (s.a.s.)’in feyzine mazhariyyeti ümit etmişlerdir.
Muhyiddîn Şekûr, Rifâiyye tarîkatı üzerine düşüncelerini ‘idrak ve aşk’ minvalinde kaleme aldığı yazısıyla bu sayıya katkıda bulunurken; Doç. Dr. Hayri Kaplan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e bahşolunan Kevser’in bereketli kollarından birini, Seyyid Ahmed er-Rifâî Hazretleri’ni anlatıyor.
Prof. Dr. Necdet Tosun; “Yûnus Emre ve Hacı Bektâş Velî Hazretleri hangi tarîkata mensubdur?” sorusuna cevap verdiği yazısıyla güvenilir, kadîm kaynakları incelemenin ehemmiyetine dikkat çekiyor.
Doç. Dr. Hür Mahmut Yücer, tarîkatın XIX. yy’da Osmanlı coğrafyasındaki yükselişini dikkat nazarlarımıza verirken; Prof. Dr. Mustafa Kara ise Rifâiyye’nin Balkanlar’da neşv ü nemâ buluşunu “Basra Bursa Bosna Güzergâhında Bir Mola: Üsküb Rifâî Tekkesi” ve Şeyh Sadeddîn Sırrî Efendi üzerinden anlatıyor.
Doç. Dr. Selami Şimşek, Doğu ve Batı Trakya gibi geniş bir coğrafyanın Rifâî meşâyihi ve tekkelerini ele aldığı yazısında bizlere şümûllü bir okuma sunuyor.
Üsküb Rifai Dergâhı şeyhlerinden Mustafa Hazinedar Baba’nın mahdumu Raik Baba (Raik Hazinedar) ve Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi, değerli mütefekkir Kenan Gürsoy Beyefendi ile yapılmış iki de röportajın bulunduğu Rifaiyye sayısı, içerdiği zengin tarikat cihazlarıyla da bizleri bir devre şahid kılıyor.
Ehl-i tarık, yevm-i mahşerde, her tarikat pîrinin, müridlerini sancağı altına toplayacağını ve İki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.s.)’in kutlu sancağı Livaü’l-Hamd’ın altına böylelikle girileceğine imân eder.
Fatiha suresinde işaret edilen sırat-ı müstakimin rehberleri olan, nimete eriştirilmiş Nebiler, Sıddikler, Şehitler ve Salihlerin ruhaniyetleri üzerimize olsun. Vesselam.

Keşkül Sayı:27 / Oruç ve Ramazan Kitap İndir

Keşkül Sayı:27 / Oruç ve Ramazan
“Yâ Rab Şu Muazzam Ramazan Hürmetine Kaldır Aradan Vahdete Hâil Ne İse”

Mehmed Âkif Ersoy

Biz Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine kavuşmak, rızasına lâyık olmak niyâzıyla okuyucularımıza Oruç ve Ramazan konulu bir sayı hazırlama telâşındayken, dışarıda bir vâveylâdır kopuyordu. Çeşitli entrikalarla büyütülmeye çalışılan ve ülkemizin her tarafına planlı bir şekilde yayılan hâdiselerin, külliyyen zarar ve ziyân olmasının yanında, iyi niyetli bir çabanın eseri olmadığı da âşikârdı. Çok şükür, Rahmet ayı Ramazan-ı Şerîf geldi ve her zaman olduğu gibi sâf sîneleri sürûrlandırıyor; ümidimiz odur ki, kirlenmiş kalplerimizi de pür nûr eyleyecek.

Dergimizin bu 27. sayısında, Prof. Dr. Süleyman Uludağ; ‘Hikmet ve Gâyesi Açısından Oruç ve Ramazan’ı kaleme aldığı makalesinde, sûfîlere göre orucun fazilet ve ehemmiyetini anlatıyor. Prof. Dr. Nihat Öztoprak; ‘Klâsik Türk Edebiyatında Ramazan’ başlıklı yazısında, edebiyatımızda Ramazaniyeler, Ramazan ilâhîleri, Ramazan manileri gibi Ramazan ve orucu anlatan eserleri biz okuyucularıyla buluşturuyor. Prof. Dr. İsmail Kara ise; ‘Müslüman İstanbul’a Mahsus Bir Gelenek: Mahya’yı ve kelimenin menşe’inden başlayarak etrafında oluşan zengin kültürü dikkat nazarlarımıza veriyor. Emin Işık; ‘Orucun Ruhsal Gelişmeye Katkısı’ başlıklı yazısında orucun esas hedefi olan ahlâkî gelişim üzerinde dururken Prof. Dr. Ramazan Altıntaş takvâ ve oruç ilişkisini ele alıyor. Prof. Dr. Kemal Sayar ise modern zamanın unutuşla sakatladığı zihinlerimizi Ramazanın nasıl tazelediğini anlatıyor. Ahmet Özkan Kadir sûresi tefsîri üzerinden Kadir gecesini ve o mübarek gecede Kur’ân-ı Kerîm’in indirilişini kalplerimize nakşediyor. Kıymetli Hikâyecimiz Mustafa Kutlu ise Ramazanın ruhları sükûna erdiren o tatlı iklimini anlattığı yazısıyla dergimizi teşrîf ediyor. Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı ‘Haremeyn’de Ramazan’ adlı yazısıyla bizi Mekke-Medine’nin; Prof. Dr. Cihan Okuyucu ise Doğu’dan ve Batı’dan üç ülkenin Ramazan iklimine götürüyor.

Orucun kadîm tıp kitaplarındaki yerine değinen yazıların da bulunduğu Oruç ve Ramazan sayımızda, ayrıca Gazeteci-Yazar Ahmet Taşgetiren’le Müslümanların İslâm algısı, zaman olgusu ve günümüzde ibnü’l-vakt olabilmek üzerine yapılan röportaj da problemlerimizin çözümüne dair ip uçları içeriyor.

Allah Teâlâ’dan Ramazan’ın feyz ü bereketini niyâz ediyoruz. Oruçlarımız, ebrâr u mukarrebînin tuttuğu oruçlara ilhâk olunsun. Vesselâm…