Moral Dergisi Sayı: 32 Temmuz-Ağustos-Eylül Yıl: 7 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı: 32 Temmuz-Ağustos-Eylül Yıl: 7
Veli Sırım: Katılım Bankaları Gerçekten Faizsiz mi?
Mehmed Paksu: Faize Karşı Alternatif Çözüm
Cemil Topkınar: Ailede Duygusal İletişim
Yavuz Bahadıroğlu: Buyruldu ki: Hilafet Sancağını Yücelt
Gülay Atasoy: Örnek Anneye..
Abdullah Arıdoru: Halit Ertuğrul: Bir Yazarın Yürek Burkan Öyküsü
İhsan Atasoy: Duisburglu Murat
Mücahit Çeleğen: Ateş Neden Yakmadı?
Ömer Faruk Paksu: Bir Yetim Ne İster?
Cihan Dinar: Yıkılan Caminin Yerinde Hisar Konserleri

Moral Dergisi Sayı:52 Temmuz / 08 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı:52 Temmuz / 08
Peynirin peşindeki fare

Fare kapanlarını bilirsiniz. Bu kapanlarda fareleri avlamak için genellikle peynir kullanılır. Peynirin kokusunu alan fare, içgüdüsel olarak hareket eder ve kapana yakalanarak ölür.

Geçici bir süre için imtihan edilmek üzere dünyaya gönderilmiş olan insanı aldatmak için günümüzde peynir niyetine birçok şey kullanılmaktadır. Moda, şöhret, eğlence, para, marka, lüks yaşam, tüketim bu peynirlerden bazıları. Bu şaşalı dünyanın görüntüsüne ve kokusuna aldanan insan da peynirin peşinde koşan fare misali dünyanın peşinde koşmakta, netice olarak imtihanı kaybetmektedir.

Avrupa’da din savaşlarını sona erdirmek için ortaya çıkan ve Batı’ya ait bir kavram olan “Sekülerizm” Müslümanların dünyasında “Dünyevileşme” olarak kendini gösterdi. Dinden uzaklaşarak, dinî olanı öteleyerek, dini; hayatının üçüncü, dördüncü belki de sonuncu sırasına koyarak moda, şöhret, eğlence, para, marka gibi peynir kırıntılarının peşine düştü insan. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in haber verdiği “Dünyevileşme” tehlikesi, günümüz Müslümanlarını maalesef avladı ve avlamaya devam etmekte.

Aylık genel kültür dergisi Moral Dünyası, Temmuz sayısında kapak konusu olarak “Dünyevileşme” tehlikesini işledi. Dergide, Yazar Süleyman Karacelil, genel hatlarıyla dünyevileşmenin fotoğrafını çekerken Yazar Nazife Şişman, sekülerizmin Müslümanlar için iman noktasında proplem oluşturacak bir noktaya geldiğine vurgu yapıyor. Psikiyatrist Doç. Dr. Kemal Sayar, dünyevileşmenin panzehirinin ötelerin sesine kulak vermek olduğunu belirtirken ilginç tespitlerde bulunuyor. Ömer Faruk Paksu ise dünyevileşmeye karşı durmuş ve tüm dünyasını bir sepete sığdırmış bir insan olarak Bediüzzaman portresini işliyor.

Dünyevileşmenin tüm hatlarıyla ele alınmaya çalışıldığı kapak dosyasının haricinde işlenen bazı konular şöyle:

Pedagog Adem Güneş, Türkiye’de pedagoji ilminin büyük bir ihmale uğradığını, günümüzde çocuklarla ilgili yaşanan pek çok sorunun çıkış kaynağının da pedagoji ilminin ihmali sonucu olduğunu ifade ediyor. Güneş, yetkililerin bu soruna bir an önce çözüm bulması çağrısında bulunduğu söyleşide pedagojinin sadece bir ders olmadığını, bir ilim dalı olduğunu ve birçok branşı ihtiva eden bir bina niteliğinde olduğunu kaydediyor.

Yazar Mustafa Özçelik, doğumunun 800. yılında Nasrettin Hoca’yı bir “İlim ve İrfan Ehli” olarak tanımlayarak Nasrettin Hoca’nın asli kimliğini anlatıyor yazısında. Mihmandar sayfalarında Abdullah Arıdoru’nun Yıldız Ramazanoğlu ile yaptığı söyleşi yer alıyor.

Safa Mürsel, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararının ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirirken Yavuz Bahadıroğlu tarihin sayfalarında yolculuğa çıkarıyor okuyucuları. Mustafa Çalışan, akıcı üslubu ile Güney Afrika’da düzenlenen Risale-i Nur sempozyumunu aktarıyor.

Türk sinemasının en önemli senaristlerinden Ömer Lütfi Mete ile yapılan röportaj, geleneksel sanatlarımızdan olan hat’tın işlendiği kültür sayfası, yaz aylarında artan kalp krizlerine dikkat çekilen sağlık sayfası, ÖSS’yi atlatan öğrenciler için meslek seçiminde rehberlik edecek eğitim sayfası, Afrika’nın yoksul ülkesi Burkina Faso’nun anlatıldığı gezi sayfası, kütüphane ve bulmaca sayfaları derginin diğer dosyaları.

Moral Dergisi Sayı:53 Ağustos / 08 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı:53 Ağustos / 08
Kapitalizm, insana ürettiği kadar değer veriyor. Üretiyor ve tüketiyorsanız varsınız. Kapitalizm, üretime farklı bir anlam yükleyerek üretimi “maddi olan” olarak tanımladı ve “maddi olmayanı” üretimden saymadı. Kapitalizm, her zaman yaptığı hataya burada da düştü ve gözle görülmeyen, elle tutulmayanı yok saydı.

Çalışan insanların emekleri bordro ile ölçülüyor. Bordronuz varsa çalışan olarak kabul ediliyor ve kazandığınız kadar toplumda kabul görüyorsunuz. Ancak toplumun en temel dinamiği olan ev hanımları çalışmalarının karşılığında bir ücrete tabii olmadıkları için bir bordroya da sahip değiller. Dolayısıyla üretmiyor olarak algılanıyorlar ve çalışmalarının karşılığında maddi bir getiri elde edemedikleri için değersiz muamelesi görüyorlar. Ev hanımları toplum içerisinde sürekli olarak “çalışmıyor” olarak tanıtılıyor, hatta bunu bizzat ev hanımlarının kendileri yaparak “Ev hanımıyım, çalışmıyorum” diye takdim ediyorlar kendilerini.

Gerçekten de ev hanımları çalışmıyor ve bir şey üretmiyorlar mı acaba? Ya da üretim denen şey sadece kapitalizmin tarifi dâhilinde mi geçerli? Üretimi maddi olanla sınırlamak ne derece doğru bir yaklaşım? Ev hanımlarının yaptığı işleri dışarıdan satın almaya kalksak ne kadar bir ücret ödememiz gerekirdi? Peki, “sevgi, şefkat ve ihtimam”ı satın alabilir miyiz?

Moral Dünyası dergisinin Ağustos ayı sayısında bu ve buna benzer soruların irdelendiği kapak dosyasında ev hanımlarının yaptığı işler ve değeri nazarlara veriliyor. Eğitimci Yazar Seyhan Büyükcoşkun, her şeyden önce ev hanımlarının yaptıkları işin ehemmiyetinin farkında olması gerektiğini vurguladığı söyleşisinde bir kadının ev halkına karşı gösterdiği ‘şefkat, sevgi ve ihtimam’ın hiçbir şekilde maddi bir değerle ölçülemeyeceğini belirtiyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise ev hanımları üzerinden psikolojik bir savaş verildiğini ifade ederek “Üstün kültürler farklı olan insanları kendine benzetmek için onlardaki bazı değerleri yozlaştırıp küçülterek karşı tarafta aşağılık ve eksiklik duygusu oluşturmak isterler. Böylece kendisine benzetmeye çalışırlar.” diyor.

İş hayatında çalışırken çocuklarına ve ailesine gereken ilgiyi gösterebilmek için ev hanımlığını tercih eden bayanlardan örnekler verilen kapak dosyasının dışında Ağustos ayında yine geniş bir içerik var dergide. Yavuz Bahadıroğlu, Osmanlı’nın kuruluşuna sahne olmuş toprakları anlattığı yazısında tarihin derinliklerinde bir geziye çıkarırken Ekrem Kaftan, Ayasofya’nın manevi iklimini yeniden soluklamanızı sağlayacak.

Geçtiğimiz ay vefat ederek sevenlerini hüzne boğan şair Erdem Bayazıt, her ne kadar “Yokluğuma ilk önce dostlarım alışacak” dese de unutulması zor bir insan olduğunu göreceksiniz dergide yer alan söyleşisinde.

Pedagog Adem Güneş’in çocuk eğitiminde zamanında verilen sevginin önemini anlattığı yazı ve Nuriye Çeleğen’in örnek bir eş olarak tanıttığı Hz. Aişe, derginin bu ayki dosyalarından bazıları.

Moral Dergisi Sayı:49 Nisan / 08 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı:49 Nisan / 08
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sevgisi farklı zamanlarda farklı şekillerde tezahür etmiştir. Ashab-ı Kiram, O’nun (s.a.v.) saçının ve sakalının bir telini dahi zayi etmemiş; kimisi sarığında, kimisi kırk kat ipekler içerisinde taşıyarak günümüze kadar ulaştırmıştır. Efendimizin ayak izi asırlarca muhafaza edilmiş, padişahlar onu başlarının üzerinde taşımıştır. Peygamber sevgisi sanatkârlar arasında hat ve tezhiple birleştirilmiş; Efendimizin (s.a.v.) şemaili hattatlarca levhalara işlenmiş, tezhipçiler tarafından süslenmiştir. Hilye-i Şerif yazmak bir hattatın icazetname alması ile eşdeğer sayılmıştır. Bu sayımızda, Osmanlı ile zirveye ulaşan Peygamber sevgisinin farklı bir tezahürü olan Hilye-i Şerifleri kapak konumuz olarak ele aldık. Bu sanatın çıkış nedenlerini, inceliklerini, uygulanışını yıllarını sanat camiasının içinde geçirmiş olan Muin Eriş kaleme aldı. Orta sayfalarımızda bulacağınız Hilye-i Şerif ise okuyucularımıza küçük bir hediyemiz. Nisan sayımızın kapak dosyalarını Kutlu Doğum münasebeti ile Efendimiz’le (s.a.v.) ilgili konulara ayırdık. Hilye-i Şerif dosyamızın haricinde Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın şiiri, Yavuz Bahadıroğlu ve İhsan Atasoy’un yazıları diğer kapak dosyalarımız. Sosyolog Ümit Meriç ile ibadet ve ruh dünyası üzerine yaptığımız söyleşiyi zevkle okuyacaksınız. Diğer bir yazıda ele aldığımız küçük bir kulübede başlayıp AB’ye uzanan iyilik öyküsünü okurken duygu dolu anlar yaşayacaksınız. Vehbi Vakkasoğlu ile Çanakkale’de mini bir gezintiye çıkarken Kosova yazısı ile Balkanlar’ın içinde bulunduğu durumu inceleme fırsatınız olacak. 2008’in Yahya Kemal yılı ilan edilmesi münasebetiyle Cem Sökmen’in kaleme aldığı yazıda Yahya Kemal’i farklı boyutlarıyla tanıyacaksınız. Cemil Tokpınar’ın teheccüd namazı ile ilgili yazısı gecenizi aydınlatan bir ışık olacak. ÖSS’ye sayılı günler kala sınavda başarılı olmanın püf noktalarını bulacağınız yazı özellikle üniversiteye hazırlanan öğrencilerin büyük ilgisini çekecek. Pedagog Adem Güneş bu sayımızda kardeş kıskançlığını ele aldı. Ev dekorasyon sayfalarımızda ise İç Mimar Tamer Kızılağaç’ın mutfak kullanımı ile ilgili yazısını bulabilirsiniz.

Moral Dergisi Sayı:51 Haziran / 08 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı:51 Haziran / 08
Sevgililer Günü, Kadınlar Günü, Anneler Günü ve son olarak Babalar Günü. Tüketim kültürünün yozlaştırarak pompaladığı ve illa da bir hediye almamız için zorladığı, sanki bir ibadetmiş gibi sunduğu günler. Tamam, bu günler gereksiz değil ama ille de tüketim toplumunu büyütmek için mi var bu günler? Başka bir anlamı yok mu? Annemize veya babamıza değer verdiğimizi göstermek için mutlaka bir hediye almamız mı gerekiyor? Bizce bu gibi günler bir kutlama ve hediyeleşmeden daha ziyade kişilerin kendilerini muhasebeye çektiği günler olmalıdır. Yani bir baba olarak gelecek hediyeyi düşünmekten ziyade “Ben nasıl bir babayım? Evlatlarıma gerçek bir babalık yapabiliyor muyum?” gibi soruların cevapları aranmalı, eğer eksikler varsa daha iyi bir baba olma yolunda kendimize çeki düzen vermeliyiz. Aynı şekilde bir anne, gelecek hediyeleri düşünmekten daha çok kendisinin annelik görevini layıkıyla yerine getirip getiremediğinin hesabını yapmalı. Bu düşünce tarzı diğer tüm günler için de geçerli olmalı. Bu ayki kapak konumuzu “Babalar” olarak belirlerken bu duygu ve düşüncelerle hareket ettik. “Gelsin hediyeler” zihniyetinden daha ziyade “Ben nasıl bir babayım” sorgulamasını yapmasını istedik babaların. Bu bağlamda Mustafa İslamoğlu, Kur’an’da baba kavramı ve Allah’ın babalara yüklediği misyonu kaleme alırken, Prof. Dr. İbrahim Canan, insanlığın önünde bir örnek olarak Peygamber Efendimizin (s.a.v.) babalık yönünü nazarlara verdi. Yavuz Bahadıroğlu, evden uzaklaşan babaları eve dönmeye çağırırken Pedagog Adem Güneş, çocukların nasıl bir baba tipine ihtiyaç duyduğunu anlattı. “Baba gibi babalar” dosyamızda ise hayatın içinden örnek babaları dikkatlerinize sunduk. Tüm detaylarıyla işlemeye çalıştığımız kapak dosyamızın dışında milyonlarca insanı ilgilendiren ÖSS’de son düzlüğe girilirken öğrencilerin en büyük düşmanı olan stresle başa çıkmanın yollarını Kültür Dersaneleri Rehberlik Koordinatörü Salim Ünsal anlattı. Abdullah Arıdoru, Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile keyifli bir söyleşi yaptı. Nur’un Büyük Kahramanı Avukat Bekir Berk’i vefat yıldönümünde hayırla yad ederken, Bekir Berk’in hatıralarını İhsan Atasoy’un kaleminden okuyabilirsiniz. Araştırma dosyamızda karakterinizin imzanıza yansıyan yönlerinin ipuçlarını bulacaksınız. Yazar Metin Karabaşoğlu ile “Ruh Bakımı” kitabı üzerine yapılmış röportaj, Cemil Tokpınar’ın cenaze namazı üzerine yazılmış araştırması, Cem Sökmen’in yakın tarihimizde gizli kalmış “Zaptiye Ahmet” lakaplı Ahmet Ersin Yücel’i nazarlarınıza sunduğu dosyası ilginizi çekecek diğer yazılarımız.

Moral Dergisi Sayı:48 Mart / 08 Kitap İndir

Moral Dergisi Sayı:48 Mart / 08
Kur’an’ı Kerim’in nazil olduğu zamanlarda insanların anlayamadıkları hususları Efendimiz (s.a.v) açıklığa kavuştururdu. Dolayısıyla Kur’an’ı ilk tefsir eden, ayetleri ilk açıklayan Hz. Muhammed (s.a.v) idi. Efendimizden sonra da Kur’an’ın günün gelişen şartlarına göre yeniden yorumlanması icap etti ve böylece Tefsir ilmi doğdu. Zaman içerisinde İslam âlimleri bir çok tefsir eseri meydana getirdiler. Yirminci yüzyıl dünyasında gelişen dinsizlik akımı en çok imanî noktalar üzerine hücum etti. Bediüzzaman Said Nursî, bu noktayı teşhis ederek Risale-i Nur Külliyatı’nı insanların istifadesine sundu. Bu ayki kapak dosyamızda Bediüzzaman’ın eseri Risale-i Nur Külliyatı’nın tefsir olma yönünü ele aldık. Günümüzde tefsir sahasında söz sahibi olan Prof. Dr. Suat Yıldırım, “Risale-i Nur, nasıl bir tefsirdir?” sorusuna cevap verdi. Prof. Dr. Niyazi Öktem ve Dücane Cündioğlu, bu konu hakkındaki görüşlerini ifade ettiler. Cemil Tokpınar ise Risale-i Nur Külliyatı’nın nasıl okunup istifade edilmesi gerektiğini izah etti. Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur’un sohbetlerinden notları İhsan Atasoy kaleme kaldı. Mustafa Başarı, Şam’da Hutbe-i Şamiye’nin okunuşunun 100. yılı nedeniyle düzenlenen sempozyumu aktardı. Gazeteci Yazar Ayşe Böhürler ile İslam dünyasındaki kadınlar üzerine yaptığımız röportajı ilgiyle okuyacaksınız. Safa Mürsel’in Türkiye’de yaşanan başörtüsü tartışmaları ile ilgili yorumu bir başka dosya konumuz. Prof. Dr. Mehmet Emin Ay çocuğumuza Allah’ı nasıl anlatalım sorusuna cevap veriyor. İstiklal Marşı’nın kabul ediliş yıldönümünde Yavuz Bahadıroğlu yakın tarihimizde yaşanan bir olaya açıklık getiriyor. Vehbi Vakkasoğlu’nun kaleme aldığı Çanakkale yazısı ve Abdullah Arıdoru’nun Mehmet Niyazi ile Çanakkale üzerine yaptığı sohbeti keyifle okuyacaksınız. Mezar taşı deyip geçmeyin. Mezar taşları sessiz olabilir ama şekilleri ve üzerindeki nakışlarla ne demek istediklerini kültür sayfamızda okuyabilirsiniz. Evde, yolda, işte karşılacabileceğiniz kazalarda ne yapmanız gerektiğini ise sağlık sayfamızda bulabilirsiniz. Metin Karabaşoğlu Uhud Savaşı’ndan günümüz insanının alması gerektiği derslere açıklık getirirken, Dr. Veli Sırım, Mart ayında idrak edeceğimiz Mevlid Kandili dolayısıyla Efendimiz (s.a.v) ile ilgili bir yazı kaleme aldı. Bu vesileyle sizin ve İslam âleminin Mevlid Kandili’ni tebrik ederiz.