Yedikıta Aylık Tarih, İlim ve Kültür Dergisi Sayı:112 Aralık 2017 Kitap İndir

Yedikıta Aylık Tarih, İlim ve Kültür Dergisi Sayı:112 Aralık 2017

Hakkında ne kadar çok şey yazılıp çizilse de bundan tam bir asır önce Sarıkamış’ta neler olup bittiği konusu hâlâ pek çok muammayı barındırıyor. Sarıkamış’ın dağları gibi sisler altında kalmış hakikatleri öğrenebilmek, dahası anlayabilmek bugün de pek mümkün değil. Bu sır perdesinin en büyük sebeplerinden biri şüphesiz, savaş yıllarında basına, hatta konuşabilecek herkese uygulanan sansürdü. Bu sebeple, büyük hevesler ve hayallerle girişilmiş Sarıkamış taarruzunda uğranılan mağlubiyetten 3 yıl boyunca, 1918’de savaş bitinceye kadar kimsenin haberi olmadı. Hatta padişaha ve sadrazama bile bilgi verilmedi.
Yıllar sonra mesele basına intikal etti ama, tefrika edilen hatıralar, gazete sütunlarında yayınlanan metinler suyu daha da bulandırdı; hangisi tarihî vakalara uygundu, hangisi hislerin teşvikiyle yazılmıştı ayırt edilemedi.
Artık Sarıkamış’la anılagelen Aralık ayındaki bu sayımızda, yukarıda birkaç cümleyle söz ettiğimiz meseleleri Doç. Dr. Tuncay Öğün derinlemesine inceliyor. Hulusi Gençoğlu; Anadolu’nun hatta dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış Karamanlıların Karadeniz’deki izini sürüyor. Ahmet Sarbay; 19. asrın iki mucidinin, kobayları insanlar ve hayvanlar olan “akım” savaşlarını anlatıyor. Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya; İslâm adının ve mezheplerin hangi şeytanî planlara alet edildiğini yazıyor.
Bu ay; Yerinde Tarih için gittiğimiz İznik Ayasofyası’nı Tunahan Kanıcı’nın kaleminden okuyacağız.
Selçuklu tarihine dair birinci kaynaklardan Tevârîh-i Âl-i Selçuk’un 2. baskısı münasebetiyle Selman Soydemir ve Soner Demirsoy’un sorularını cevaplayan Yrd. Doç. Dr. Abdullah Bakır’ı dinleyeceğiz.
Gelecek sayımızda buluşmak üzere keyifli okumalar…

Yedikıta Aylık Tarih, İlim ve Kültür Dergisi Sayı:111 Kasım 2017 Kitap İndir

Yedikıta Aylık Tarih, İlim ve Kültür Dergisi Sayı:111 Kasım 2017

Ahıska bir gül idi gitti
Bir ehl-i dil idi gitti
Söyleyin Sultan Mahmud’a
İstanbul’un kilidi gitti
 
Şaire bu dörtlüğü söyleten Ahıska, Ardahan-Posof’ta, sınırlarımızdan yarım saat uzakta bir Osmanlı şehridir. Fethi, ta Hz. Osman (r.a.) devrine kadar gidiyor. Osmanlılar devrinde 250 yıl Çıldır eyaletine merkezlik yapmış Kafkas kartallarının yuvası Ahıska, o meşum Osmanlı-Rus harpleriyle (önce 1829, sonra 1877-1878) bir daha dönmemecesine Rus idaresi altına girdi. Ama son darbe, Stalin’den gelecekti.
Ruslar 1944 Kasım ayının soğuk bir gecesinde kamyonlara doldurdukları Ahıskalıları, yine onlara inşa ettirdikleri raylar üzerinde bekleyen trenlere doldurdular. Gidişlerine ahırlarındaki hayvanları bile ağladı. Kalkan tren, hedefine varıncaya kadar bir daha durmamak için emir almıştı.
Ölenlerin naaşları, yollarda karlar üstüne atılıverdi. Kalanları ise daha çok acı bekliyordu. Sanki 40 bin Ahıska Türkünün İkinci Dünya Savaşı’nda, Stalin’in emriyle Rus ordusunda savaştırıldığı yetmezmiş gibi, geriye kalan 100 binden fazla Ahıskalı, Orta Asya’nın bozkırlarına saçıldı. Hayatlar, hayaller parça parça oldu. İçlerinden çok azı, ancak Stalin öldükten sonra “Vatan, vatan!” diyerek Ahıska’ya dönebildi. Kendisiyle o günleri konuştuğumuz Seyfeddin Amca, bu şansı bulabilenlerden biri. Onun anlattıkları, Veysel Sekmen’in araştırmaları ve Ahmet Apaydın’ın seyahat notları ve fotoğraflarıyla Ahıskalı Türklerin sürgünü, bu ayki dosya konumuz oldu.
Yaptırdığı çeşmeye “İsmim ifşa olmasın!” diye yazdıran Manisalı hayırseveri, Recep Kankal; Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necat diye yazdığı, bizimse Mevlid-i Şerif diye okuduğumuz eserini, Ahmed Pak; Türk gitse de Türkçenin yaşadığı beyaz şehir, dâru’l-cihâd Belgrad’ı, İlker Süleyman Doğan; Asr-ı Saadet’ten ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den hatıralarla dolu, Cennet pınarı
Gars Kuyusu’nu, Fatih Karaboğa kaleme aldılar. İstanbul’daki sayılı müzayedecilerden Uğur Yegin, geçmişe dokunan eller bölümümüzde sorularımızı cevapladı.
Vesiletü’n-Necat olması temennilerimizle, Mevlid Kandili’nizi tebrik ederiz.
Keyifli okumalar…