Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/ Sayı:45 Yıl: Kasım 2008 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi/ Sayı:45 Yıl: Kasım 2008
Yüzakı Dergisi, 45. sayısında «Gidişat Nereye?» diye
soruyor ve ekliyor:
Tarihimize, Kültürümüze, İnancımıza DAHA NE KADAR YABANCILAŞACAĞIZ! Dergide, vefatının 50. yıl dönümü münasebetiyle
dolu bir Yahya Kemal dosyası var… Genel Yayın Yönetmeni M. Ali EŞMELİ, hemen öldürmeyen bir zehir olarak tarif ettiği yabancılaşmaya Yahya Kemal’in ve Mevlânâ’nın ikazlarıyla dikkat çekiyor.
Mustafa KÜÇÜKAŞCI, Yahya Kemal’in serbest şiir akımlarına bakışını; Prof. Dr. Nihat ÖZTOPRAK, nüktelerini; Ayla AĞABEGÜM, Yahya Kemal’i doğuran İslâmî kültürü; Yard. Doç. Dr. Emin IŞIK, şairin tarih ve millet anlayışını; Sadettin KAPLAN, Yahya Kemal Müzesi intibâlarını; Dursun GÜRLEK, şairin fetih ve Eyüp tasvirlerini; Dr. Harun ÖĞMÜŞ ise umumî bir Yahya
Kemal şiiri portresini kaleme alıyor. Yahya Kemal’in edebiyat, kültür-sanat, tarih ve inanç dünyasına girmek, yabancılaşmaya bir dur demek için güzel ve mühim bir başlangıç…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:119 Ocak 2015 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:119 Ocak 2015
İnsan mutluluğun peşinde…

Kimileri saâdeti parayla, tüketmekle, dilediğince harcamakla elde edilir sanmış. Harcamak için kazanmak lâzım. Acımasızca kazanmak. Ortaya kazanmak ve harcamak fâsit dâiresi içinde paranın kölesi hâline gelmiş bir insan çıkmış. Mutlu olması mümkün mü?
Kimisi saâdeti çılgınca eğlenmekte arıyor. Fakat o gürültü dahî vicdanların feryatlarını susturamıyor.
Kimisi saâdeti okumakta, bilimde arıyor. Fakat tahsili olgunlaşmanın değil, iyi para kazanma yollarını öğrenmenin emrine vermiş. Gayesiz, tefekkürsüz bir ilmin de saâdet getirdiği yok.
İşte zaman zaman yeryüzündeki yegâne medeniyetin kendisi olduğunu iddia eden Batı medeniyetinin geldiği acınası nokta: Tüketerek tükenmek… İsrafa bulanmak. Vicdansızca eğlenmek. İlâhî kanunları gayesizce öğrenmenin kibrinde, cehline mağlup olmak. Medeniyetin adı Batı, fakat o artık her yerde.
Kültürün en güzel tarifi miras…
Bu çılgınca haz merakı, Roma’nın; bu maddecilik Yunan’ın mirası… Bu dünya-perestlik, Karûn’un, bu zulüm Firavun’un Nemrud’un mirası…
Bir de bu karanlık tablonun şifâsı var.
Hazret-i Âdem’den Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya nebîler kervanının mirası:
Muhteşem Bir Ahlâk
Muhteşem Bir Kültür
Bilhassa velâdetiyle şereflenen Rebîulevvel ayında bulunduğumuz, Âlemlere Rahmet olan Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in muazzam ahlâkı…
İnsanlığın ihtiyacı, ne kalkınma, ne para, ne konfor, ne israf, ne eğlence…
İnsanlığın ihtiyacı, ahlâk ve ihtişamlı bir kültür ve medeniyetin yetiştirdiği şahsiyetlere pervâne olmak.
2015’e kimileri eğlenceyle girerken, kimimiz de bu muhasebe ile girmeliyiz.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, yaşadığımız kültür buhranına çare olarak, torunların dedelerle, ecdadın eserleriyle buluşturulmasını gösterdi:

“Bugün; asırları yenmiş çeşme kitâbelerimizi, yüzyıllardır bu memleketin bize aitliğinin mührü hükmündeki mezar taşlarımızdaki hikmetli yazılarımızı, minare minare hürriyetimizin ve îmânımızın haykırıldığı mâbedlerimizdeki şaheser tabloları kaç kişi tam olarak okuyabiliyor?

Hiç olmazsa ilim ve irfan ile meşgul olan herkes okuyabilmeli değil mi?”

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; dosya mevzuunu, «İnsanlık O Muhteşem Ahlâk ve O Muhteşem Medeniyete Muhtaç» başlıklı makalelerinde, misallerin şahitliğinde kaleme aldı.

Hazret-i Mevlânâ köşesinde ise, ince bir mevzu, hususî mesajlar yer aldı: Kader ve Teslîmiyet…

Yazarlarımız, ahlâk ve kültür mevzuunu, tasarruf ve israf, yani iktisat penceresine ağırlık vererek ele aldılar. Gündemdeki Osmanlıca ve lisan meselesinde kültür ve medeniyetimize sahip çıkma vurgusu yapıldı. İsraf ekonomisinin, aile ve fert üzerindeki zararları, infak ve îsâr kültürünün asıl huzur olduğu ortaya kondu. Tüketilmeden tüketmenin yolu, dünyaya köle olmadan onu hizmetkâr etmenin yordamı işlendi.

Hayat ve evlâtları yetiştirme tarzlarındaki değişme ve bozulmaların neticesi olan boşanma sebeplerine temas edildi.
Dursun Fakih, Beşiktaşlı Yahya Efendi ve Kâzım Karabekir dergimizden sîmâlar.

Şairlerimiz, muhteşem ahlâkın methiyesini ve israf ve cimrilik rezâletinin hicviyesini yazdılar. Rahmet’i âlemlere ulaştırmak için mürekkebin son damlasına kadar hizmet de kalemin şerefi…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:143 Ocak 2017 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:143 Ocak 2017
Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.
Necip Fazıl’ın insanoğlu adına, hislerimize tercüman olduğu bir itiraf…
Gökyüzünden habersiz yeryüzüne saplanıp kalmak. Fakat fânîliğin gereği, dünyaya kazık çakmak da mümkün değil. Sonsuza yolculuk var. Lâkin, sonsuzun hangi buuduna?
Bâğ-ı cennetine mi, nâr-ı hicrânına mı?
Kimin mülkündeyiz?
Nereye gidiyoruz?
Âyet, ömür çizgisinin, vücutlarımızda seyredilen mesajını okumaya davet ediyor:
“Ömür verdiğimiz kişiye (önce gençlik, güç ve kuvvet veririz sonra da bu güç-kuvveti) tersine çeviririz. (İnsanlar) hiç akıl erdirmiyorlar mı? (Yolculuk nereye?) (Yâsîn, 68)
Bu yaşlanma, bu tükenme, ruhta bir yaşlanma meydana gelmezken, bu fânî bedenin çürüyüşü ve devre kalışı neden?
Yolculuk nereye?
Yolculuk sonsuza…
Fakat hangi boyutuna?
Hakk’ın rızâsına mı, gazabına mı?
Dünyayı kana bulayanlar, bu fânî gölgelikte cinayetler işleyenler ve dramlara seyirci kalanlar; sonsuzluğun ateş, pişmanlık ve hüsran dolu çukurlarına yuvarlanacaklarının farkında mı?
Yûnus Emre, asırlar öncesinden, bir hadîs-i şerîfi nazmediyor:
DÜNYA DEDİKLERİ BİR GÖLGELİKTİR!
O gölgelenme bitecek ve SONSUZA YOLCULUK başlayacak…
O fânî, kısa gölgelikte; niyetlerimiz, davranışlarımız, duruşumuz ve şahsiyetimiz çok mühim. Çünkü o duruş belirleyecek, yolun devamındaki gidişâtı…
Takvimlerin yıl hânesine bir rakamın daha eklendiği sene başlarında; mânâsız kutlamalar değil, muhasebeler bekler bizi. Gökyüzünden haberdar olmaya çağırır, yeryüzünün geçiciliği. Rûhâniyete yoğunlaştırır, yaşlanan bedenlerimiz…
Fânîliği anlamamak, o gölgelikte gaflete sürüklememeli bizi. Dünyayı doğru idrak şart. Dünyaya âhiret ayarı şart. Dünyayı kazanma hırsı beyhude… Dünya için âhiretten taviz ise, hamakat!..
Dünyaya, sonsuz yolculuğun bir merhalesi gözüyle bakarak, onu ebediyet yollarında tek geçer akçe olan takvâ azığı teminine hasretmek elzem…
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, dünya gölgeliğinin, bütün parıltılı makyajlara rağmen hakikat güneşi karşısında karanlık ve nursuz olduğunu belirterek, iki cihanı da    tenvir edecek Kur’an ve Sünnet aydınlığına şöyle davet etti:
“Ne mutlu, dünya denen gölgelikte kısacık ömrün idrakini, ölüm ve âhiretin şuurunu, hesap ve azabın hakikatini, cennet ve cehennemin ebedî ahvâlini ve içerisindekilerin de tam vaziyetini anlayabilenlere!”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Üstadımız; Fahr-i Kâinat Efendimiz’in Kanaat, Tevekkül ve İstiğnâsını, tarihimizden de misallerle kaleme aldı. Esas hayatın âhiret olduğu inancı, tercihlerde nasıl tebellür eder suâline en tesirli cevap mahiyetinde…
Mevlânâ’dan meseller ve ikazlarla dolu Sır ve Hikmet İncileri yazısında ise, gölgelik dünya ayarlarıyla sonsuzluk yolcusu insana kılavuzluk etmeye kalkan felsefecilere cevaplar var.
Yazarlarımız; fânîliği idrak, dünyevîleşme, toplum hayatımızdaki batılılaşma ve modernizm tahribatı ve benzeri açılardan yazılar kaleme aldılar. Âhiretsiz câhiliyye dünyasında, fânîliğe aldanışın emârelerini ve çarelerini yazdılar. 
Eğitim Notlarında toy duyguların nasıl yönetilmesi gerektiği. Hayat Notlarında ise, ezelî rakîbimizin pusuları ve tedbirleri yer aldı. Acılı gündemimiz kalemlerin mürekkeplerine kan oldu, damladı. Allah için, vatan için ve bayrak için candan geçme şuurumuz tazelendi. Kardeşliğin, birlik ve beraberliğin altı kuvvetle çizildi. Şeyhülislâm İbn-i Kemal, İmam Şâfiî, Teftâzânî, Mahir İZ ve Kebîkec, mecmûamızda cem olan diğer güzellikler…
Şiirler gölgelenen insanın gafletini dağıtma azminde tefekkürlerle dolu…
Hepsi bu fânî kubbede hoş bir sedâ bırakmak, sonsuz yolculukta cennete uçmak için…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:123 Mayıs 2015 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:123 Mayıs 2015
Hayat…
Gayesiz bir oyun oynaş sahası mı, yoksa çok büyük bir imtihan meydanı, müthiş bir çalışma mekânı mı?
Çalışmak, terlemek, gayret etmek…
Hangi gaye için, hangi ideali elde etmek için?
Hayatın en anlamlı dilimi gençlik…
Çünkü;
Gençlik; dinçlik demek, enerji demek… Bu enerji nereye akmalı, bu kuvvet hangi dağları devirmeli? Hangi dâvâlara omuz vermeli?
Kabloya alınmadığında, kontrol edilmediğinde her enerji yıkıcı…
Faydalı bir mecrâya sevk edildiğinde; hayat verici, aydınlatıcı, fethedici…
Gençliğin enerjisini anlamsız ve bîhûde maceralardan çekip; uhrevî ve ulvî bir mecrâya sevk etmek, biricik derdimiz…
Bahar ile gençliği, fetih ile idealizmi, mübârek üç aylar ve mîrac ile ulvî gayeleri birleştirdik ve dosya mevzumuzu belirledik:
Ulvî Gayelere ve Ötelerdeki Ufuklara
İDEALİST BİR GENÇLİK İLE…
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; keyfîlikten kurtarıp, keyfiyete eriştiren çareyi şöyle dile getirdi:
“Gayesi yüce olmayan her genç, sadece cüce işlerin girdabında berbat bir esirdir. Bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek yegâne hamle ise, ancak: Ulvî bir gaye. Yüce bir ideal.”
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi;
“Su testisi su yolunda kırılır.” hakikatinden mülhem, hayat yolculuğunda
«Kazananlar ve Aldananlar»ı kaleme aldı.
Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncilerinde; hayatı hayırlarda sonsuz terakkî sırrıyla yaşayan «Sonsuz Mârifet Ummanları» var, îmânın hakikatine erenlerden misaller var.
Nerede bir enerji varsa, ona göz diken de çok olur. Dünya; petrolün, gazın peşinde çevrilen entrikalarla kan gölü…
Aynı mihraklar mânevî enerji deposu ve milletlerin istikbâli olan gençliği de boş bırakmıyorlar.
Yenilenen, kostüm değiştiren ideolojiler; idealsizlik gibi gösterilen şeytânî maksat ve garezler… Dünün komünizm, kapitalizm, faşizm gibi belâlarının yerini alan masum görünüşlü çoğulculuk (pluralizm), pragmatizm, hedonizm cereyanları, tanıma ve kurtulma yolları…
Ulvî gayeler insanı semâlara davet ederken, onun yerin bataklığına saplanması ne acı!.. Minbere lâyık bir mukarnasın, sobaya odun olması ne acı… Cennet tûbâlarının cehennem kütüğü olmaya itilmesi ne vahim!..
Gençlik; nefsânî kuvvetlerin de canlılığı sebebiyle, tuzaklara açık. Bu tuzaklardan kurtuluşun yolu ise, nefsâniyeti ve süfliyeti gözden düşürecek mânevî şuuru, rûhânî idraki uyandırmakta…
Yeşil sahada yuvarlanan meşin yuvarlak yerine; Hazret-i Peygamber’in müjdelediği Roma fethiyle, o «Kızılelma»yla heyecanlanan bir gençlik…
Ten hazlarının dorukları yerine, namaz mîrâcının şâhikalarıyla vecdi arayan bir gençlik…
Ashâb-ı kirâmı örnek alan, hidâyetlere vesile olmayı her şeyden kıymetli bilen bir gençlik…
Tarih köşemiz; idealist sîmâlardan Ebû Hanîfe Hazretleri, Fatih Sultan Mehmed Han, Hattat Hâmid ve Osman Yüksel SERDENGEÇTİ gibi isimleri ağırlıyor.
Şiirlerde de, ulvî gayelere davet, süflî çukurlardan sakındırma var. Gençliğimize;
«Aslına dön!» çağrısı:
Bütün ufukları Allah deyip, bitiştirelim;
Cihanda yüz akı, Seyrî, nesil yetiştirelim. (Seyrî)

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:129 Kasım 2015 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:129 Kasım 2015
Kadim bir hakikat:
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.”
Rabbini bilen, O’nun karşısındaki acziyetini, hiçliğini idrak eder.
Kâinâtı düşünen; değil kendisinin, yaşadığı güneş sisteminin dahî bir «hiç» olduğunu idrak etmez mi? Trilyonlarcasının içinde bir hiç…
Ya idrak ötesi, Âlemlerin Rabbi’ni biraz tanısa insan? Böbürlenebilir mi? Büyüklenebilir mi? Zulmedebilir mi? Haksızlık yapabilir mi? Yalan söyleyebilir mi? Diğer yandan;
O’nun teminatı altında olduğunu bilince;
Ümitsizliğe düşebilir mi? Daralabilir mi? Üzülebilir mi?
Bilgi çağında yaşıyoruz. Her şeyi biliyoruz. Bir kendimizi bilemiyoruz, Allâh’ın azametini ve kendi hiçliğimizi idrak edemiyoruz.
Hâlbuki Koca Yûnus asırlar öncesinden ses veriyor:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Bu nice okumaktır?..
Hiçliği idrakten kaçış, zayıflığı kabulden kaçmak mı? Hâlbuki hiçliği idrak, kuvvetin ta kendisi… Hiçliği idrak; tevâzuun şerefi, kulluğun saltanatı…
Gururu terk edebildiğimiz ölçüde, izzete ulaşabiliriz.
Kibri ayaklarımızın altına alabildiğimiz ölçüde, ilâhî plânda el üstünde tutulan kullar olabiliriz.
İlâhî kudret ve azameti anlayanda yeis kalır mı, ilâhî adâleti idrak edende depresyon kalır mı?
Ama Yûnusça bilmek, Yûnusça bir idrak şart…
Buhranlı toplum meselelerine;
Çatırdayan ailelere;
Yıpranan ve ilâçlara dadanan psikolojilere;
Çare;
İlâhî Azamet Karşısında;
HİÇLİĞİ İDRAK
Âhiret karşısında;
Dünyanın hiç olduğunu idrak…
Cehennem karşısında; dünyevî bütün sıkıntıların hiç olduğunu idrak…
Cennet mukabilinde; dünyanın bütün servet ve kıymetlerinin hiç olduğunu idrak…
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; insanın da şeytanın da ilâhî azamet karşısında bir hiç olduğunu, ilâhî beyanların ışığında açıklarken, hiçliği idrak edemeyenlerin Nemrutlar gibi helâk olduğunu, hiçliğini idrak edenlerin ise Fatihler gibi âbâd olduğunu şiirler refakatinde izah etti.
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; O’nun Muhteşem Ahlâkı makalelerinin dördüncüsünde, «Tevâzu ve Mahviyet» mevzuunu kaleme alarak; Fahr-i Kâinât Efendimiz, ashâbı ve etbâının en güzel misallerini sergiledi.
Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsında Sır ve Hikmet İncileri bölümünde ise; Allah yolunda mal ve can ile cihâd etmenin, Hak yolunda çilelere sabretmenin, ızdıraplara katlanmanın ehemmiyeti işlendi.
Yazarlarımız da tevâzu fazîletini ve zıddı olan kibir rezîletini farklı farklı zâviyelerden ele aldılar. Doğu ve batı mukayeseleri içinde hiçliği, fenâyı, mahviyeti, tefâhuru, vakarı, ucbu masaya yatırdılar. Televizyon dizilerinden, sosyal paylaşımlara ve kılık-kıyafete kadar sirâyet eden içtimâî yansımalarını değerlendirdikleri gibi, işin mânevî ve derûnî taraflarına da ışık tuttular.
Büyük ahlâk felsefecimiz Kınalızâde’den Medine müdâfii Fahreddin Paşa’ya, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’den Kâtip Çelebi’ye birçok büyük, fakat mütevâzı şahsiyet de dosyamızın misaller albümünü teşkil etti.
Tevâzu da vakar da, bütün fazîletler gibi samimî, oldukça değerli… Şiirler de hissiyâtımızın samimî yansımaları oldu.
Acılarımız ve sevinçlerimiz… Çağrılarımız ve feryatlarımız…
Yarına yüz akı ile çıkmak için yüz ağartıcı işler başarmak, yüz kızartıcı ve yüz karası işlerden uzak durmak şart… Nur yüzlü medeniyetimizi hakkıyla temsil etmek, Hakk’ın yeryüzünde şahidi olma gayreti içinde olmak; asla gurur değil, samimî, haysiyetli, vakur bir duruş…

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:140 Ekim 2016 Kitap İndir

Yüzakı Aylık Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih ve Toplum Dergisi / Sayı:140 Ekim 2016
İnsanlık Şahsiyete Hayran…
Bizim medeniyetimiz; «İslâm Medeniyeti» bu hayranlık verici medeniyet ayarlarına sahipti. Çünkü onun şahsiyetinin temelinde;
«Îman, İhsan ve İhlâs» vardı.
«Hakk’a Kulluk Halka Hizmetten Geçer.» sözünü şiar edinir;
«Din, Vatan, Kardeşlik ve Namus» için canını fedâ ederdi.
O daima adâletten yanaydı; «Hakkı Tevzî» ederdi.
Hulâsa;
Mü’minin Fârikası: Zarâfet, Nezâket ve İncelik idi.
Çünkü O’nun şahsiyetini belirleyen en mühim şahsiyet olan Hazret-i Muhammed Mustafâ şöyle buyurmuştu:
“(Gerçek) müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emîn olduğu kişidir…” (Buhârî, Îmân, 4-5, Rikāk, 26)
Geçmiş zaman kalıbıyla ifade ettiğimiz bu hakikatleri; istikbâle, şimdiki zamana, geniş zamana taşıyabildiğimiz müddetçe;
İnsanlık yine bizim medeniyetimize, bizim medeniyetimizin ürettiği insan tipine, müstesnâ şahsiyete hayran olacak.
«Dev sancılarımızın budur kaynağı!» 
F16 kullanabilecek vasıfta insanların halkı bombaladığı 15 Temmuz’dan sonra eğitimin yetiştirdiği insan şahsiyetimiz ve sadâkat-liyakat mevzuunu dosya konusu olarak ele aldık.
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; meselenin izini insanlığın başlangıcına kadar sürmekte: Hakk’ın çağırdığı cennet  ve şeytanın çağırdığı cehennemin yolları…
Bocalayan insanlığa imdat:
Yüce kitaplar ve ilâhî elçiler…
Ahlâkı Kur’ân olan Fahr-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise bütün insanlığı hayran bırakan şahsiyetle geldi ve yüce şahsiyetin ölçülerini getirdi. İşte ebedî çare!..
Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Üstâdımız; «O’nun Muhteşem Ahlâkı»nda, Peygamber Efendimiz’in «Teslîmiyeti, Rızâsı ve Müsamahası»nı ince ölçüler hâlinde kaleme aldı.
Hazret-i Mevlânâ’nın Gönül Deryâsından Sır ve Hikmet İncileri; su üzerinden tefekkürlerle, Allâh’ın kudretini ve insanın şahsiyetini düşündürdü, aynı suyu şifâ veya zehir yapan tesirleri göz önünde bulundurmadığımız takdirde, her suyun aynı göründüğü ikazıyla gönlümüze su serpti.
Yazarlarımız, eğitim ve şahsiyet eğitimi üzerine kalem oynattılar.
Medeniyetimizde şahsiyet eğitiminin en mühim kalesi olan tasavvufu, tarîkatları, son meş‘um örgüt ile mukayese etmenin yanlışlığının altını çizdiler.
Toplumda uzlaşma hususunda gayret etmenin ehemmiyetini vurguladılar. 
«Sadâkat» mefhumumuza; ülkeye, vatana, dîne sadâkat ile mef‘ûlüyle beraber sahip çıktılar.
Emânete sahip çıkmanın, emânetleri ehline vermenin ehemmiyetini hatırlattılar.
Evlâtlarımızı fütüvvet ve ahîlik geleneğimizden ilham alarak yetiştirmenin üstünde durdular.
Kardeşlik, birlik ve beraberlik rûhunu tekrar çağırdılar.
Sistem aksaklıklarını bertaraf edecek bir kenetlenmeye davet ettiler.
Köklerinde Hızır Bey gibi kahramanların bulunduğu adâlet ve hakkı tevzî hasletlerimizi mülkün temeline yerleştirdiler.
Zulmü ortadan kaldıracak, adâleti tesis edecek bir şahsiyete İslâm dünyasının da batı dünyasının da hasret olduğunu vurguladılar.
Şairlerimiz de şehâdetin, vatanseverliğin ve kahramanların şânını destanlaştırmaya devam ettiler.
İnsanlığı hayran bırakacak şahsiyette nesiller yetiştirebilecek bir milletiz. Bakmayın şaşkın suskunluklara, 15 Temmuz’da da şehit ve gazilerimizle halkımız dünyayı hayran bıraktı. Dün yetiştirdik, Allâh’ın izniyle yine yetiştireceğiz!..