Sır Mektupları Kitap İndir

Sır Mektupları
‘’Bir mektubunda yaşamı boyunca karşısına çıkan en güzel deneyimin bir gün sabahın ilk saatlerinde güneş yükseliyorken parıldayan silahlarıyla uygun adım yürüyen ve ayaklarını uyumlu şekilde yere vuran bir tabur asker olduğunu söylemiş.

Bu kadar güzel bir sahneyi daha önce hiç görmemiştim, askerlerin ve botlarının geçiş sırasında yaptığı müzikten daha güzel bir müzikte duymadım’’ diyen Nietzsche’nin yerini ‘’Sır Mektupları’’ndaki sade ama derin anlatımı ile kelimelerin kalbine üflediği masumiyet ve içtenliği Recep Garip alıyor. Çok yakında her birinizin kapısına, penceresine hatta başucuna ‘sır mektupları’ taşıyacak olan güvercinlerin nefes alış verişlerini hissettiren yazar; kelimelerden kurduğu dev bir orkestrayla şarkısını dinletiyor ve baharı müjdeliyor okuyucusuna…

Sır mektupları; kendi içinde yolculuk yaparak, içine girip çözülmesi gereken bir gizemdir. Bu yolculuk esnasında yazar bizlere hem ayna hem de aynaya bakan yüz olduğumuzu derin bir sessizlik içindeki kalp atışlarımızda hissettiriyor…

Sır mektupları; zihninizdeki düşünce nehrinin yamacına oturtup bulanık renklerden arındıracak duru bir mavilikte yazarın içsel bir çiçek açışıdır…

Ve sen onu ortaya çıkmaya kışkırtacak kadar ısrarcıysan koklanmak için ortaya çıkar.

İki Gözüm Galibem & Malta Sürgününden Mektuplar Kitap İndir

İki Gözüm Galibem & Malta Sürgününden Mektuplar
Mondros Mütarekesi’nin ardından İtilaf Devletleri İstanbul’a yerleşir ve birçok asker, sivil ve aydın sorgusuz sualsiz tutuklanarak, o dönemde İngiltere’nin sömürgesi olan Malta adasına sürülür. İngilizlerin 10 Mart 1919 tarihli tutuklama listesinde, dönemin önemli devlet adamlarından Fethi Okyar da bulunmaktadır. Fethi Bey için önce Bekirağa Bölüğü’nde ve sonra Malta’da geçen iki yıllık esaret hayatı başlar.

Fethi Bey’in 30 Mayıs 1921’de serbest kalıncaya kadar Malta’da geçirdiği sıkıntılı günlerin tek tesellisi eşi Galibe Hanım’la mektuplaşmalarıdır. Ardında bıraktığı memleketine ve ailesine özlemini kelimelere döktüğü mektuplarında nasıl haksızlığa uğradığını da sık sık yazar. Galibe Hanım’a serbest kaldıktan ancak bir yıl sonra kavuşabilir ve bu süre boyunca da yazmaya devam eder.

Fethi Okyar’ın mektupları Malta sürgünlerinin gündelik yaşamını, ortak düşünce ve kaygılarını, memleketin içinde bulunduğu durumu anlatırken, bir devlet adamı ve entelektüelin iç dünyasına da ışık tutuyor.

Ölümden Kalıma & Diyarbakır Cezaevi’nden Mektuplar Kitap İndir

Ölümden Kalıma & Diyarbakır Cezaevi’nden Mektuplar
Zor zamanlardan geçmiştik hep beraber. Anneler, babalar, kardeşler, eşler ve çocuklar dışarıda, bizler içeride, zor zamanlardan geçmiştik. ‘Ölümden kalıma’ bir hayattı söz konusu olan. Üç yıl boyunca, askeri hastanenin morguna, cezaevinden ölü inşan bedenleri taşınıp durmuştu.Gerçekler ve rivayetler birbirine karışıyordu çoğu kez. Bu dönemlerde görüşe çıkmadığımız zamanlarda, dışarıdakilerin aklına ölümden başka bir şey gelmiyordu.

Ölüm cok kolay gerçekleşiyordu çünkü ve bizden biri hakkında haber alınamayınca, bu kişinin ölmüş olabileceğine dair bir rivayet, bir söylenti cezaevinin kapısında bekleşen kalabalıkların arasında hızla yayılabiliyordu.

Direniş zamanlarında, dışarıdakiler cezaevinin kapısında merak ve endişe içinde bir haber alabilmek için saatlerce, günlerce bekliyorlardı.

Askeri hastanenin morgu ve cezaevi arasında yaşanan korkunç bir bekleyişti bu.

“Sabah sizlerle uyanmayı ve sizlerle beraber kahvaltı sofrasına oturmayı özlemişim. Bir geceyi sabaha kadar okuyarak geçirmeyi ve sabah saatlerinde namaza kalkan annemi böylece hayrete düşürmeyi özlemişim. Güne yeni başladığınız sabahın ilk saatlerinde gidip akşama kadar uyumayı özlemişim. Sarhoş olmayı, sonra da bu sarhoşluk içinde seni kahkahalardan kırıp geçirmeyi özlemişim. Zil zurna sarhoş birini saatlerce dinlemeye kendimi mahkûm etmeyi özlemişim…

Hasretini çektiğim ve özlediğim daha çok şey var tabii. Bir deniz kıyısında sabahları kuş sesleriyle uyanmayı özledim. Diyarbakır’ın sokaklarında turladıktan sonra tatlı bir yorgunluk içinde oturacağım bir kadayıfçıda peynirli kadayıf yemeyi özledim. Dilan Sineması’nın yazlığında film seyretmeyi, Sino’da rakı içmeyi, Dörtyol’da Doşo’dan gazete almayı, alırken onunla hayran olduğu Bülent Ecevit’i konuşmayı özledim… yeni yılda depreşen bu heyecanlarla doluyum şimdi. Bedenim burada, kalbim dışarıda… Burada kendimi misafir gibi görüyorum artık. Bundan sonrası ya başka bir cezaevi olacak ya da özgür kalacağım.”

Geçmişe Tanıklık / İsmail Beşikçi – Yılmaz Öztürk Mektupları Kitap İndir

Geçmişe Tanıklık / İsmail Beşikçi – Yılmaz Öztürk Mektupları
“12 Mart ve 12 Eylül rejimleri döneminde ve daha sonra çeşitli sıkıyönetim tutukevleri ile çeşitli cezaevlerinde kaldım. Bütün bu süreler boyunca Yılmaz hep yanımdaydı, hem manevi hem maddi olarak. Gerek sıkıyönetim tutukevlerinde, gerek Adalet Bakanlığı’na bağlı cezaevlerinde, Yılmaz mektuplarıyla, telgraflarıyla, bizzat ziyaretleriyle, maddi destekleriyle hep yanımda olmuştur. Bu mektupların çok değerli olduğunu düşünüyorum. Kırk yıla yaklaşan bu süre içinde yazılan bu mektuplarda, Tükirye’nin toplumsal, siyasal ve ekonomik panoramasının çizildiği söylenebilir. Gerek eve, gerek fakültelere, gerek sıkıyönetim tutukevlerine, cezaevlerine normal posta yoluyla gelen bu mektuplarda çok önemli, çok değerli toplumsal ve siyasal eleştirilerin yapıldığı görülmektedir. Yılmaz’ın maddi desteğini kabaca da olsa hesaplamak mümkün olabilir; ama manevi desteğini, değerli mektuplarını vs. hiçbir ölçüte vurmak mümkün değildir.”

Kazakistan’da Kızıl Kıtlık (1929-1933) & Stalin’e Mektuplar-Anılar-Röportajlar Kitap İndir

Kazakistan’da Kızıl Kıtlık (1929-1933) & Stalin’e Mektuplar-Anılar-Röportajlar
Kızıl Kıtlık adını verdiğimiz bu kitapta Türklüğün 20. yüzyılda yaşadığı büyük felaketlerden yalnızca biri hakkında Sovyetler Birliği yöneticilerine yazılmış mektuplar, o korkunç yılları yaşayan bazı insanların anıları ve birkaç röportaj yer almaktadır. 20. yüzyılın başlarında Türk Dünyası’nın hemen her yerinde son derece değerli bilim ve siyaset adamlarıyla aydınlar yetişti ve bu insanlar hayatlarını hiçe sayıp ömürleri boyunca millet için Bilge Kağan’ın dediği gibi öle yite çalışıp çabaladı. Aydınların bu mücadelesi Komünist ihtilalden sonra Kazakistan’da Alaş Orda hareketini doğurdu ve bu hareket kısa süreli bir hükümet de kurdu, ancak ihtilal öncesinin bütün vaatleri unutuldu ve Çarlık döneminin Rus ırkçılığına dayalı yönetimi hiç değişmeden sürdü.
Komünist kılığındaki Rus ırkçıları Alaş Orda’yı unutmadılar ve Kazak halkından bunun intikamını onları kıtlığa mahkûm ederek aldılar. Ancak bununla da yetinmediler ve Alaş Orda hareketi içerisinde yer alan aydınların hemen hiçbiri 1940 yılını göremedi ve 30’lu yıllarda yok edildi.   

Babaya Mektup Kitap İndir

Babaya Mektup
     Çok Sevgili Baba;
     Bana geçenlerde, neden sizden korktuğumu iddia ettiğimi sordunuz. Her zaman olduğu gibi sorunuza verecek bir cevap bulamadım. Kısmen sizden korktuğum için, bazen de bu korkunun gerekçelerini açıklamam, konuşurken tahminen bile olsa aklımda tutabileceğimden çok daha fazla detaya girmem anlamına geleceği için ve şimdi size yazılı bir cevap vermeye çabalasam bile, yine de çok eksik kalacak çünkü yazılı bile olsa bu korkunun sonuçları, konu siz olduğunuzda yazacaklarıma engel olmakta ve konunun önemi, hafıza ufkumun ve karşılaştırma gücümün çok ötesine çıkmaktadır.
     Siz en azından benim ve sıradan insanların önünde rahatça konuşabildiğiniz için bu mesele size her zaman çok basit geldi.
     Aşağı yukarı sizin için durum şöyleydi: Hayatınız boyunca çok çalıştınız ve benim için her şeyinizi feda ettiniz, sonuç olarak ben de varlık içinde yaşadım…

Mentollü Yazılar Kitap İndir

Mentollü Yazılar
Ben seninle matematiği ölçüyü birimi inkar ettim sen benimle kuantumu secret kuramını reddettin. Evrene ne gönderirsen o sana onu verir falan hikaye… Bilimsel tek bir gerçek varsa o da, dıştan içe doğru küçülüyorum. Soldan sağa doğru çelişiyorum. Yerden göğe doğru özlüyor ve üzülüyorum senden kilometrelerce uzaklaşmakla acı içime fresk gibi kazındı. Zamansız sevgiye kapı aralanmaz. Biliyorum. Çünkü yıpranma payı biçmek, arındırmaz hiç bir şehirden.

Kadın Yok Savaşın Yüzünde Kitap İndir

Kadın Yok Savaşın Yüzünde
2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç’in ilk eseri ve kurduğu türün ilk örneği sayılan Kadın Yok Savaşın Yüzünde, II. Dünya Savaşı’nın kadınlar ‘‘cephesinde’’ nasıl yaşandığını belgeleyen çok güçlü bir sözlü tarih çalışması…

İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş, eserlerini de “duyguların ve ruhun bir tarihi” sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor.
Kadın Yok Savaşın Yüzünde’de Aleksiyeviç, tarihin gelmiş geçmiş en kanlı savaşını vererek faşizmin yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan ve bu uğurda en az yirmi milyon insanını kaybeden SSCB’de kadınların –kadın piyadelerin, sıhhiyecilerin, keskin nişancıların, çamaşırcıların, kadın cerrahların, pilotların, keşif erlerinin, partizanların– Nazi işgalini nasıl göğüslediklerini, böylesi bir savaşta kadın olmanın zorluklarını nasıl deneyimlediklerini Sovyet ülkesinin dört bir yanından bir araya getirdiği tanıklıklarla belgeliyor ve unutuluşun girdabından kurtardığı bu hikâyeleri edebi bir toplam halinde önümüze seriyor.

Lali Berte’ye Mektuplar (Aramak Lali Berte Demektir) Kitap İndir

Lali Berte’ye Mektuplar (Aramak Lali Berte Demektir)
Mecit Ünal’ın tutuklu olduğu 1980-1991 arası dönemde Sokak ve Demokrat dergilerinde yayımladığı mektup-yazılarından derlenen, ilk ve son kez 1992 senesinde basılan kitabı Lali Berte’ye Mektuplar yıllardır aranıp da bulunamayan kitaplar listesindeki yerini koruyordu.
Mecit Ünal “Lali Berte’ye Mektuplar”da sürekli ulaşılmaya çalışılan bir kadın imgesi üzerinden bir dünya hayali resmediyor. Lali Berte; hem özgürlük, hem arayış, hem aşk, hem de bir ütopya olarak yazarın güçlü, samimi, edebi kaleminden okura yansıyor. 80’lerde Türkiye’yi cezaevlerinde gezmiş olan yazar 11 yıllık esarette, Lali Berte’ye sığınıyor. Ona anlatıyor, onunla konuşuyor, onu özlüyor, onu arıyor… Sonsuz bir yolculukta ulaşılmayacak olanı ideal edip bu arayışın izinde değil, içinde yaşıyor. Bir özgürlük hasretinden aşka, aşktan ise güzel bir dünya idealine yürümenin kalp atışlarını “Lali Berte’ye Mektuplar”da hissediyoruz. Türk Edebiyatı’nın önemli bir başucu kitabı olan “Lali Berte’ye Mektuplar”ı okurlara takdim ederiz.