Aydınlanma Çağı ve Avrupa Kitap İndir

Aydınlanma Çağı ve Avrupa
İnsanoğlunun var oluşundan günümüze kadar dünyada, pek çok değişim ve dönüşüm gerçekleşmiştir. Tanrısal haklar ve Tanrısal hukuk yerini akıl, bilgi ve bireye önem veren Doğal haklar ve Doğal hukuku esas alan aydınlanma felsefesi dünyada pek çok büyük ve önemli değişimlere neden olmuştur. Aydınlanma felsefesi, yeni bir anlayış ve yapısal değişikliği hedeflemiş, eski sistem ve anlayışların terk edilmesine yol açacak olan, insan merkezli ve insanın mutluluğunu esas alan düşünceden yola çıkmıştır. Aydınlanma Çağı ve Avrupa kitabında da aydınlanma felsefesinin değiştirip dönüştürdüğü Avrupa’nın son birkaç yüzyılına geniş bir perspektiften bakılarak, konuyla ilgili herkesin yararlanabileceği derli toplu bilgilerin verilmesine çalışılmıştır. Kitap içerisinde Avrupa’nın ortak özellikleri, aydınlanma felsefesi ve düşünürleri, aydınlanma çağı ve Amerika Birleşik Devletleri, Fransız İhtilali, Viyana Kongresi ve restorasyon dönemi, yeni ihtilaller dönemi, Almanya ve İtalya’nın siyasal birliklerini kurması ve bloklaşma ve sömürgecilik başlıkları altında Avrupa’nın evrimi genel hatlarıyla ele alınmış, benzeri çalışmalara kaynak olmak amaçlanmıştır.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) Kitap İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) Kitap İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) Kitap İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2 Kitap İndir

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2
Bu kitap baştan sona meziyetlerle dolu. Russell’ın büyük ustası olduğu güzel ve ışıltılı üslupla yazılmış. Açıklamaları ve akıl yürütüşü klasiklere yaraşır şekilde açık olduğu kadar müthiş dürüst de.
–Isaiah Berlin
 
Russell’ın bu harika kitabı, Batı felsefesini toplumsal ve ekonomik bağlamında ele alan ilk kitaptır. Okumasını bilen herkes okumalı.
–Sir Julian Huxley

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1 Kitap İndir

Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1
Avrupa siyasal düşüncesine bugüne kadarki en açık seçik giriş.
–The Times
 
Batı felsefesini bağlamı içinde öyle bir kapsayıcılık ve keskinlikte işliyor ki. Zamanımızın Sokrates’inden entelektüel enerjiyle kotarılmış bir başyapıt.
–A.L. Rowse
 
Zamanımızın en değerli kitaplarından birisi.
–G.M. Trevelyan
 
 
Pythagoras, Herakleitos, Parmenides, Empedokles, Anaksagoras Atomcular, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılık

Darü’l-Fünun Dersleri: Tarih-i Hikmet (Felsefe Tarihi) Kitap İndir

Darü’l-Fünun Dersleri: Tarih-i Hikmet (Felsefe Tarihi)
[Osmanlı Felsefe Çalışmaları dizisindeki tüm yayınlar çevriyazı ve sadeleştirme kalıbında hazırlanmıştır.]
“ ‘Evrenin düşüncesi benim neme lazım?’ diyebilir miyiz? Duyumlarımız hakkında bir fikir ortaya koymadıkça ruhumuz tatmin olamaz. Özellikle de kendi başlangıcımız ve sonumuz hakkında, ki bu başlangıç ve son evrenin de başlangıcı ve sonudur. Halbuki biz önde gelen düşünürlerin düşüncelerinin sonuçlarına şu ortalama hayatımızda da muhtacız. Biz gelecekte yaşayacağız. Geçmiş yaşanmış, geçip gitmiş bir zamandır. Şimdi ise, hızla yok olmaktadır. Gelecekteki yaşamımız için geçmişin tecrübelerine muhtacız. Aksi halde “tarih” gibi geniş bir bilime ihtiyaç kalır mıydı? Her biri yine tarihin birer türü demek olan ayrı ayrı bilimlere ihtiyacımız kalır mıydı? Öğrenmeden maksat düşünceye meydan açmaktır. Eğer insanoğlu bilgiye ihtiyacı inkâr edebilirse, felsefeye de ihtiyacı onunla beraber inkâr edebilir. Her inkılâp, her tekâmül bir gaye nedendir ki, fail nedeni insanlığın genel fikirleridir. Her zaman, her yerde medeni inkılâpları ve tekâmülleri mevcut genel fikirler hazırlar. Daima daha iyiye özlem duyan insan geleceğinin geçmişten üstün olması özlemiyle genel fikirlerini şekillendirerek bir gelecek daha iyiye ulaşmak için, bir tekâmül için o inkılâbı vücuda getirir. Halbuki mevcut genel fikirleri geçmişin tecrübeleri teşkil eder. Geçmiş çağların felsefesini bilmeyen insan gelecek için bir sağlam fikir, bir felsefe nasıl hazırlayabilir? Felsefe tarihi ise işte fikirler tarihidir, fikrî tekâmüller tarihidir. ”
Ahmet Midhat

Ortaçağ Felsefesinin Ruhu Kitap İndir

Ortaçağ Felsefesinin Ruhu
* Ortaçağlar, gerçekten “karanlık çağlar” mı? Bu yanlış algının nedenleri neler?
* Özgün bir Ortaçağ felsefesinden sözetmek mümkün mü?
* Ortaçağların, bilim, düşünce, sanat, kültür ve medeniyet tarihine yaptığı katkılar neler?
* Ortaçağ, Antik Yunan ve İslam medeniyetinden nasıl yararlandı, modern dünyaya neleri miras bıraktı?
* Çağdaş düşünürler, Ortaçağ’a neden yoğun ilgi gösterme ihtiyacı hissediyorlar?

Vedalardan Tractatus’a Dünya Felsefe Tarihi Kitap İndir

Vedalardan Tractatus’a Dünya Felsefe Tarihi
Hans Joachim Störig bu önemli kitabında bize felsefenin öyküsünü anlatıyor. “İnsanın varoluşun sırlarını, gerek etrafındaki dış dünyanın, gerekse kendi iç dünyasının sırlarını, düşünme aracılığıyla çözme gayreti olarak felsefe tüm mevcut yazılı kaynaklardan daha eskidir,” diyor Störig.
Yazılı kaynaklara bakacak olursak, felsefenin öyküsü Hindistan’da başlıyor, Çin’e, Eski Yunan’a, Ortadoğu’ya ve günümüzde artık sadece bir coğrafi konum olmaktan çıkıp etkisini tüm dünya sathına yaymış olan Avrupa’ya dek uzanıyor.
Felsefenin öyküsünü dinlerken Mahavira, Konfüçyüs, Sokrates, Kant, Rousseau, Marx, Wittgenstein, Popper gibi filozofların öğretileri ve Vedalardan Tractatus’a pek çok önemli eserin içeriği hakkında bilgi sahibi olacaksınız.
Filozofların ne yapmaya çalıştığını anlamanın en güzel yolu, yazara göre, felsefeye Kant’ın gözlükleriyle bakmak ve onun sorduğu soruları sormaktır: Ne bilebiliriz? Neye inanabiliriz? Ne yapmalıyız?
Störig’in özellikle felsefe konusunda “uzman olmayan” okura yönelik olarak, basit ve anlaşılır bir dille kaleme aldığı bu kitapta, pek çok filozofun bu sorulara ne yanıtlar verdiğini öğreneceksiniz

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950) Kitap İndir

Diyalektik İmgelem & Frankfurt Okulu’nun Tarihi ve Çalışmaları (1923-1950)
Karanlık ile aydınlık arasındaki savaş, insan denilen varlık var olduğu sürece devam edecektir. Karanlığa rağmen varolma çabaları ise, aydınlığa duyulan inanç ve umutla başarıya ulaşır. Institut für Sozialforschung [Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü], bilinen adıyla Frankfurt Okulu, karanlık bir çağa girilmeden ortaya çıkmış ve karanlık çağın içerisinde varlığını, teorik çalışmalarıyla ayakta tutmayı başarabilmiştir. Enstitü, kendinden önceki sistemleri, filozofları, felsefi gelenekleri ve teorileri eleştirmek suretiyle ilerleyen, Hegelci ve Marksist kökenlerine bağlı kalarak diyalektik bir yöntem sunan Eleştirel Teori’yi geliştirmiştir. Döneminin sorunlarına duyarsız kalmamış, felsefeden sanata, edebiyata, sosyolojiye ve ekonomiye kadar faklı alanlarda disiplinler arası araştırmalar yapmıştır. Marksizmi psikanalizle bütünleştirmek suretiyle dönemin “otorite” anlayışını ve “otoriter” kişilik tiplerini analiz etmiş ve böylece o zamana göre radikal olarak nitelendirilebilecek bir çalışma ortaya koymuştur. Horkheimer, Adorno, Marcuse ve Enstitü’nün bir türlü üyesi olamayan ama çalışmalarıyla katkı sunan Benjamin gibi Enstitü’ye mal olmuş isimlerin yanı sıra, Lukács, Gramsci, Bloch, Sartre, Merleau-Ponty gibi öznelciler, kariyerlerinin ilk yıllarında Enstitü’nün çalışmalarında etkili olmuştur. Eleştirel bir yolla ilerleyen Enstitü, yirminci yüzyıl felsefelerini eleştirmiş, varoluş felsefesinden yaşam felsefesine, fenomenolojiye kadar birçok felsefi alana el atmıştır.

Bilimsel ve akademik araştırmaların merkezi olması gereken üniversitelerin, gittikçe bu hedeflerin dışına çıktığı bir çağda, Enstitü üzerine derin tarihsel ve teorik bir inceleme sunan bu çalışma, bilhassa sosyal bilimler alanındaki araştırmaların ideal yapısını gözler önüne seriyor. Ekonomik anlamda bağımsız bir yapıya sahip olan Enstitü, Marksizmin yeniden yorumlanması ve eleştirilmesiyle, disiplinler arası araştırmalarla, toplum ve kültür eleştirileriyle, aslında üniversitelerin nasıl olması gerektiğini gösteriyor bize.

Elinizdeki bu çalışma diyalektik imgelerle dolu bir serüveni bütünlüklü tarihsel ve felsefi bir tarzda açıklayarak, Enstitü’nün çalışmalarına gerçek değerini bir nebze de olsa verme çabasındadır. Avrupa’dan Atlantik’in öte tarafına kadar uzanan Eleştirel Teori, gücünü hâlâ eleştirel bir teoriye duyduğumuz ihtiyaçtan ve bize öğreteceği daha çok şeyin olduğunu gösteren tarihinden almaktadır.