Baykan Sezer’de Doğu-Batı Sorunu Kitap İndir

Baykan Sezer’de Doğu-Batı Sorunu
Sosyolojinin hem evrensel hem de yerel karaktere sahip olması Türk sosyolojisi ve Türk sosyologlarıyla ilgili çalışmalara ayrı
bir önem kazandırmaktadır. Nitekim Baykan Sezer, Türk sosyolojisinin ve Türk toplumunun konuları ve sorunları üzerine özgün görüşleri olan ve bu sorunlara çözüm önerileri sunan bir Türk sosyoloğudur. Sorunlara Doğu-Batı çatışması temelinde yaklaşan Sezer, Doğu’yu da Batı’yı da iyi tanımamız ve bilmemiz gerektiğinin altını önemle çizmek suretiyle, bu konuda önemli bir eksiklik olan bilgi ve ona bağlı olarak gelişen ilgi eksikliğinin konuları ele almadaki esas sorun olduğunun belirlemesini yapmaktadır. Bu bağlamda; Doğu toplumları için önerilen modellerde amacın, Doğu’yu Batı’ya benzetmek olduğu saptamasıyla günümüzdeki küresel toplum önerilerinin asıl çıkış noktasını açıkça gözler önüne sermektedir.

Foucault’yu Unutmak Kitap İndir

Foucault’yu Unutmak
Niçin Foucault’yu unutmalıyız?
Baudrillard’a göre Foucault’nun söylevi iş işten geçtikten sonra ortaya çıkan bir mesih, iş işten geçtikten sonra yapılmaya çalışılan bir devrim gibi, iş işten geçtikten sonra verilmiş bir söylev olma özelliğine sahiptir.
Foucault’nun cinsellik, iktidar, baskı, arzu, delilik vb. konularla ilgili olarak bu kadar güzel ve kusursuz bir söylev çekebilmesinin kökeninde bütün bu konuların ve kuramların günümüzde anlamlarını yitirmiş olmalarının yattığını söyleyen Baudrillard, böylelikle Foucault’nun söylevinin gerçekliği kapsayan bir evrene değil, bir simülasyon evrenine ait olduğunu ve bu yüzden onu bilimsel bir çözümlemeden çok bir “vakayiname” (chronique) olarak nitelendirmenin daha doğru bir şey olacağını iddia etmektedir.
Foucault’yu Unutmak’ta Marksizm ile birlikte Psikanaliz, Lacan ve Deleuze de eleştirilerden payını alır. Baudrillard, “yükte hafif pahada ağır” bu kısa metinle ülkesinde akademik kurumlar tarafından aforoz edilmeyi çoktan göze almıştır bile…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Türk Toplumbilimcileri (İki Cilt Bir Arada) Kitap İndir

Türk Toplumbilimcileri (İki Cilt Bir Arada)
Emre Kongar ve arkadaşları, Türkiye’de toplumbilimin gelişmesine katkıda bulunmuş düşünürleri inceliyor ve araştırıyorlar. Böylece Türkiye´de toplumbilimin gelişme aşamalarını da saptamaya çalışıyorlar.

Bir “ortak çaba”nın ürünü olan bu çalışmanın amacı yeni kuşaklara, eski kuşakların birikimini aktarmaktır. Bir ulusun kültürü belli birikimleri oluşturabildiği ölçüde ve toplumsal bilimleriyle yakın bir ilişki içinde gelişir, serpilir. Bu açıdan, Türk Toplumbilimcileri, Türk toplumbilimine olduğu kadar kültürümüze de yönelmiş bir çalışmadır.

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür Kitap İndir

Georg Simmel & Sosyolog, Sanatçı, Düşünür
“Hayvanlar yalnızca nedenselliğin peşindedir; tanrılar ise anlamın; ve yalnız insan her ikisi ile birlikte yaşamak zorundadır.”

Ve bu durum insan yazgısını anlayabilmek için nedensellikle anlamın ikili kıskacını olabildiğince kavramayı gerektirir. Modern sosyolojide tam tekmil bu kavrayışın peşine düşen kişi ise hiç kuşku yok ki Georg Simmel’dir.

Simmel, yirminci yüzyılın başlarında sosyolojinin ayrı bir disiplin haline gelmesini sağlayan kuruculardan biridir ancak entelektüel ilgilerinin ve katkılarının çeşitliliği ile Émile Durkheim, Vilfredo Pareto, Ferdinand Tönnies ve Max Weber gibi önemli figürlerden ayrılır. Bu isimlerden daha geç keşfedildiği doğrudur. Bunun da nedeni muhtemelen modern yaşam biçimlerinin geniş kitlelerce ancak deneyimlenmiş olmasıdır. Nitekim “Simmel’in düşüncesi belki de ancak bugün benimsenebilir, çünkü yalnızca bugün yeterince insan onun sözünü ettiği sorunsalı metnini yorumlayabilecek kadar derinlemesine yaşamıştır.”

Simmel’in çağdaşlarının onun “büyüleyici parlaklığını ve kırılgan zara fetini” vurgulamaları yanında, yöntemindeki sistematik açıklama eksikliğine ve neredeyse üzerinde çalışılmış hissi veren düzensizliğe dikkat çektikleri bilinir… Ama işte tam da bu nedenlerle Simmel çağdaşlarından ayrılır. Toplum yaşantısını anlamaya çalışırken genellikle bir sanatçı duyarlılığına sahip olduğu, tıpkı izlenimci sanatçılar gibi çoğu zaman nesnelliğe yaslanmadan isabetli gözlemler yaptığı gözlenir. Lukács’ın da dediği gibi Simmel, “izlenimciliğin sahih filozofudur.” Simmel, sosyolojisini kurarken, ne olguları ne de sayıları derlemiştir.

O sadece, gördüğünü söylemiştir bize. Bunu anlatırken, gördüğü şey canlıdır. Anlattığı da, anlatım tarzı da… Düşüncelerini doğrudan toplumsal ilişki pratiğinde arar, duygusal inceliği, derin nedensel çözümlemeleri, keskin ifadeleri, daha önce hiç kimsenin yaklaşmaya bile cesaret edemediği ruhsal yakınlıkların ve gizli duyguların vurgulanmasındaki cesareti ile modern sosyolojide ayrı bir yere oturur. “Bir insanın ne olduğu en iyi onun hayata katlanmak için ne yaptığına bakmakla anlaşılır” der son tahlilde. Ve onun hayata katlanmak için seçtiği yol dünyayı sonsuzluğu içinde bilmeye cehdetmek olmuştur. Elinizdeki derlemeyse onun bu sonsuz gayretini bir ölçüde farklı yönleriyle aydınlatmaya yönelmiştir…